Koruyucu Aile

Diyanet İşleri Başkanlığı

Yayın Bilgileri

Yayın Tarihi 2025
Kategori İslam Nedir?
ISBN

II. Koruyucu Aile Olmak

Koruyucu aile, ilgi yasalar çerçevesinde bir profesyonel tarafından korunmaya muhtaç olduğuna karar verilen bir çocuğun bakım sorumluluğunu üstlenebilecek, onun gelişimsel gereksinimlerini karşılayabilecek, onu koruyabilecek, gerektiğinde çocuğun biyolojik ailesi ile bağlarının sürdürülmesi ve güçlendirilmesi yönünde onu destekleyebilecek niteliklere sahip seçilmiş ve gerekli eğitimleri başarıyla tamamlamış
profesyonel aile olarak tanımlanabilir.
Koruyucu aile hizmeti, korunma gereksinimi olan çocukların yüksek yararlarının ön planda tutularak gelişimsel gereksinimlerinin en uygun biçimde karşılanabileceği sağlıklı bir aile ortamında yetiştirilmesi için en uygun bakım modeli olarak tercih edilir.
a.    Kimler Koruyucu Aile Olabilir?
Koruyucu aileler, korunmaya muhtaç çocukların kendi öz aileleri tarafından bakılamadığı durumlarda veya çocuğun evlat edinilmesinin mümkün olmadığı durumlarda çocuğun bakım sorumluluğunu sürekli ya da belirlenen bir süre için alan ve onu koruyan ailelerdir. Yasal düzenlemeler çerçevesinde korunmaya muhtaç çocukların bakım sorumluluğunu almak isteyen ve gerekli profesyonel değerlendirmeler sonucunda uygun görülen koruyucu aileler, çocuğun yakın çevresinden onu tanıyan bir aile veya akrabalarından bir aile olabileceği gibi, çocuğun daha önce hiç görmediği ya da tanımadığı bir aile de olabilir. Anne baba ve varsa onların çocuklarından oluşan bir aile, boşanmış ya da eşini kaybetmiş bir tek ebeveyn, hiç evlenmemiş bir yetişkin gibi bireyler yaşları koruyucu ailesi olmak istedikleri çocuğun yaşına, cinsiyetine, gelişimsel gereksinimlerine ve varsa özel durumuna uygun görülmeleri koşuluyla koruyucu aile olabilmektedirler.
Gelişmiş ülkelerde yürütülen çalışmalardan elde edilen deneyimler, profesyonel koruyucu aile olabilme için beş önemli özelliği ön plana çıkarmıştır. Bu özelliklerin en başında çocuğun sağlıklı bir ortamda büyütülmesi ve yetiştirilmesi için çocuğa iyi bir bakım verebilme ve korunma sağlayabilme özelliğine sahip olma gelmektedir. Diğer özellikler de çocuğun gelişimsel gereksinimlerini uygun biçimde destekleyebilme, gelişimsel gerilikleri varsa çocuğu uygun tutumlarla ele alabilme, çocuğun biyolojik ailesi ve kardeşleri ile iletişimini sürdürülmesine destek verebilme, bu konuda işbirliğine açık olma, çocuğa bağlanabileceği ve sürekliliği olan bir bakım verebilme gibi özelliklerdir.
Koruyucu aile olmak için başvuran ebeveynlerin çocuğun yerleştirilmesinden önce profesyonel bir destekle ciddi bir eğitim almaları oldukça önemlidir. Bu eğitim ile çocuğun koruyucu aile yanına yerleştirilmesi ve onu izleyen süreçte ortaya çıkabilecek uyum sorunlarının çıkması da önlenecektir.
b.    Türkiye’de Koruyucu Aile Uygulaması
Ülkemizde koruyucu aile kavramı, ilk kez 1926 tarihli Türk Medeni Kanunu’nun 273. maddesinde düzenlenmiştir. Kanun’un bu maddesinde, “Çocuğun bedenen ve fikren gelişimi tehlikeye düşerse ve çocuk manen terk edilirse, hâkim, çocuğu anne ve babadan alarak bir aile yanına ya da bir kuruma yerleştirebilir.” hükmü yer almaktadır. Bu tarihten dört yıl sonra 1930 yılında kabul edilen Umumi Hıfzıssıhha Kanunu’nda da korunmaya muhtaç çocukların koruyucu aileler yanında bakılmasına ilişkin düzenlemeler yapıldığı görülmektedir.
Cumhuriyet döneminde Medeni Kanun’un kabulü ile birlikte evlilik engeli, soy bağı ve miras hakkına dayalı modern evlatlık sistemi uygulanmaya başlanmıştır.
1926 tarihli Türk Medeni Kanunu’nun 273. maddesinde, “Çocuğun bedenen ve fikren gelişimi tehlikeye düşerse ve çocuk manen terk edilirse, hâkim, çocuğu anne ve babadan alarak bir aile yanına
ya da bir kuruma yerleştirebilir.”

Bu durum zamanla yaygın koruyucu aile kültürünün ortadan kalkmasına sebep olmuştur. Avrupa hukukuna dayalı yeni sistemin İslam hukukunun etkisiyle toplumda sınırlı ölçüde kabul görmesi ve genellikle çocuksuz ailelerin yakın akraba çocuklarını evlatlık almayı tercih etmeleri üzerine, devlet kurum bakımına ağırlık vermiştir. Hatta koruyucu aile uygulamasının 1949 yılına kadar kanunda yer almadığını söylemek mümkündür. Uygulama ancak 1961’den itibaren yeniden hayata geçirilmiştir.
Ülkemizde bugün koruyucu aile hizmetlerini ve uygulamalarını yürütmekle Aile, Çalışma ve Sosyal Hizmetler Bakanlığı Çocuk Hizmetleri Genel Müdürlüğü sorumludur. Bu hizmetler, 14 Aralık 2012 tarihinde Resmi Gazete’de yayımlanarak yürürlüğe giren “Koruyucu Aile Yönetmeliği” çerçevesinde Aile, Çalışma ve Sosyal Hizmetler İl Müdürlükleri tarafından yürütülmektedir. Hâlen Kurumun istatistiklerine göre 81 ilde 5.222 koruyucu aile yanında toplam 6.383 çocuğun bakımı sağlanmaktadır. Ailelerin neredeyse tamamına yakın büyük çoğunluğu koruyucu ailesi oldukları çocuğa bakım masrafları için ödenen ücretle bakmaktadır. Sadece çok az sayıda aile bakım ücreti talebinde bulunmamaktadır.
c.    Evlat Edinme ve Koruyucu Aile İlişkisi
Evlatlık kurumu, yetişkin kişilerin veya çiftlerin çocuk sevgisi, yardım isteği ve şefkat duygusu gibi gayelerle, kendi soyundan olmayan bir çocuğu kendi öz çocuğu sayarak, çocuğun sorumluluğunu üstlenmeleri olarak tanımlanır. Bu şekilde evlat edinenle evlatlık arasında, soyu sahih bir çocukla anne-babası arasındaki yakınlığın aynısı kurulmuş olur. Böylece, çocuk başka bir ailenin devamlı üyesi durumuna gelerek bu yolla veraset gibi öz çocuğun sahip olduğu hakları elde eder ve öz çocuk ile anne-baba arasındaki ilişkilerle de sorumlu tutulur.
Evlatlık kurumundan hukuki açıdan, özellikle de haklar ve sorumluluklar açısından farklı bir kurum ise koruyucu aile uygulaması kurumudur. Koruyucu aile uygulaması, ailesinin bakamadığı çocuğa, evlatlık verilmesinin mümkün olmadığı ya da uygun görülmediği durumlarda, çocukların geçici veya sürekli, ücretli veya gönüllü olarak bakımını gerçekleştirecek ve öz anne-baba yerini tutabilecek aile veya kişilerin yanına yerleştirilmesi esasına dayanır. Aile yanına yerleştirilen çocuk ile koruyucu aile arasında hiçbir akrabalık bağı oluşmaz, vâris olamaz ve anne-babanın velayeti altına girmez.
Evlat edinme ve koruyucu aile uygulamaları farklı şekillerde yaygınlık göstermiştir. Arap toplumunda evlat edinme oldukça yaygın bir biçimde uygulanmakta ve bu yolla soy bağına dayalı akrabalık ilişkisi kurulmaktaydı.
İslam dininde, evlatlık uygulamasının Arap kültüründe yer alan tebennî adını taşıyan biçimi kaldırılmıştır. Arap toplumunda şöyle bir uygulama bulunmaktaydı: Bir insan kendisiyle kan bağı olmayan birisini “Bu benim evladımdır ve oğlumdur.” diye kendi nesebine ilhak edebildiği gibi, kendi öz oğlunu da “Bununla benim hiç alakam kalmadı.” diye dışlayabilirdi.
Bu uygulama Ahzab Suresi’nin 4. ve müteakip ayetleriyle kaldırılmıştır: “Allah evlatlıklarınızı öz oğullarınız saymamıştır. …Geçmişte evlat edindiğiniz kimseleri bundan böyle babalarının soyadlarıyla çağırın. Allah nezdinde en doğrusu böyle çağırmanızdır. Eğer babalarının kim olduklarını bilmiyorsanız, bu takdirde onları dinde kardeşleriniz ve dostlarınız olarak kabul ediniz.”
Bu hükümle alakalı olarak Hz. Peygamber ile Zeyd
b. Hârise arasındaki ilişki de dikkat çekmektedir. Esasında zengin bir ailenin çocuğu olan Zeyd, bir yetim değildi. Ama Arabistan’ın o dönemin sosyal yapısında mevcut olan çöl korsanları, annesiyle bir yere ziyarete gittiğinde Zeyd’i esir edip köle olarak satmışlardı. Hz. Hatice’nin yeğeni, Zeyd’i satın alıp Hz. Hatice’ye hediye emişti. Bilahare Zeyd, Efendimiz’in hizmetine girmiş ve harikulade hadiseler sebebiyle derin bir bağlılık duygusuna sahip olmuştu. Bilahare Zeyd’in yerini tespit eden babası ve amcası Mekke’ye gelerek Efendimiz’le görüşüp ona şu teklifi yapmışlardı: “Zeyd bizim evladımız, başına böyle bir hadise geldi. Bunu bize tekrar vermenizi talep ediyoruz.” Zeyd’i, çağıran Hz. Peygamber ona şöyle hitap etmişti: “Bak! Baban ve amcanı tanıyorsun. Tercihini yap, benim yanımda mı kalmak istiyorsun, onlarla mı gitmek istiyorsun?” Bunun üzerine Zeyd babasına ve amcasına: “Siz benim hakiki akrabalarımsınız ama ben bu insanda öyle hadiseler gördüm ki kimseyi onunla değişemem.” diyerek tercihini ortaya koymuştu. Bunun üzerine Efendimiz Zeyd’i azad ederek, o dönemin geleneklerine uygun bir şekilde “Zeyd artık benim evladımdır.” ifadesini kullanmıştır. O tarihten itibaren ilgili ayet ininceye kadar Zeyd artık, Zeyd b. Muhammed, “Muhammed’in oğlu Zeyd” diye anılmıştır. Ama daha sonra, ilgili hükümleri içeren ayetler nazil olunca bu uygulama ortadan kalkmıştır.
Sahipsiz ve kimsesiz çocuk yetiştirmenin fazileti hakkındaki ayet ve hadisler, insanları hem koruyucu aile kurumuna teşvik etmiş, hem de bu kurumun çizgilerini belirlemiştir. Sınırları özel olarak belirlenen uygulamada evlat edinenler, buluğ veya rüşt çağına kadar kimsesiz ve fakir çocuklar için koruyucu aile görevini üstlenmektedir.
d.    Dinimiz Evlat Edinmeye Müsaade Ediyor mu?
Dinî açıdan evlat edinme uygulamasıyla alakalı, tedbir alınması gereken birtakım hususlar söz konusudur:
a.    Evladınız olmayan bir kişiyi nesebinize katıp kendinize mirasçı yapamazsınız. Böyle yaptığınız takdirde hakiki bir mirasçıyı mirastan mahrum etmiş olursunuz. Demek ki korunmaya muhtaç olan çocuklara evlat gibi muamele etmek meşru olmakla birlikte onu mirasçı yapmak caiz olmamaktadır. Bir insan hayattayken istediği kadar mal bağışlama (hibe) yoluyla ilgili kişilere gelir kaynağı transfer edebilir. Ölüme bağlı tasarruflar açısından da herkesin malının üçte biri oranında vasiyet etme hakkı bulunmaktadır, bu hakka kimse müdahale edemez. Mevcut mal varlığınızın üçte birine kadar ilgili kişilere vasiyette bulunabilirsiniz, bu da çoğu zaman bir mirasçının alacağı pay kadar bir mal transferini karşılamaktadır. Bu izahlar çerçevesinde mirasçı yapamama yasağının, ekonomik açıdan destek olmayı engellemediği anlaşılmaktadır.
b.    Koruma altına alınan bir çocuğun gerçek ailesiyle olan irtibatı koparılmamalı, kendisine bu konuda gerçeğe aykırı bir beyanda bulunulmamalıdır.
c.    Koruma altında olan çocuk ergenlik çağına geldiği zaman, ilgili ailenin fertleriyle arasındaki ilişkilerde mahremiyet kuralları geçerli olacaktır. Eğer çocuk iki yaşından önce -Ebu Hanife’ye göre iki buçuk yaşından önce- koruma altına alınmışsa, süt emzirme yoluyla bir süt akrabalığı tesis edilebilirse, mahremiyet de sağlanmış olacaktır.
 

Koruyucu Aile
II. Koruyucu Aile Olmak
10:23
34:23