Koruyucu Aile

Diyanet İşleri Başkanlığı

Yayın Bilgileri

Yayın Tarihi 2025
Kategori İslam Nedir?
ISBN

VI. Koruyucu Aile Olan Din Görevlileri

1.    Koruyucu Aile Olan Bir İmam-Hatibin Gönlünden Dökülenler
Koruyucu aile olmanın heyecanını ilk defa Müftülükte aylık mutat toplantımızda hissettim. Aile, Çalışma ve Sosyal Hizmetler İl Müdürlüğü yetkilileri bizlere güzel bir sunum yaptılar. Çok etkilenmiştim, öksüzlüğünü hiç dilinden düşürmeyen bir annenin evladıydım. Babamın önceki hanımı vefat ettiği için anneden yoksun büyümüş kardeşlerim vardı. Üstelik eşim de yetim büyümüştü. Dolayısıyla hayatımın her aşamasında anne veya baba eksikliğini gönlünde yaşamış insanlarla bir arada bulunmuştum.
Tüm bunlara rağmen, “Koruyucu aile olmalı mıyım?” diye çok düşündüm. Olursam bu sorumluluğu üstlenebilir miydim? Bir çocuğa umut olduktan sonra ilgilenemiyorum diyerek bu sorumluluktan vazgeçmenin çocuğun dünyasında onarılmaz yaralar açacağı ve hayal kırıklıklarına sebep olacağının muhasebesini yaptım çokça. Sonra bir çocuğun kalbinde yer etmenin, heyecanlarını paylaşmanın hem ailemiz adına hem de bir çocuğun geleceği adına hayırlı olacağını düşündüm.
Zira Allah Resulü de bir yetimdi, yetimlerin hamisiydi. Hz Enes, Hz Ali sahabenin büyüklerinden kimseler Peygamber Efendimizi babaları bilmişti. Birçok yetime, öksüze kol kanat germiş, bugünkü adıyla koruyucu ailelik yapmıştı.
İçimdeki endişe ve korkuları yenmiştim. Şimdi koruyucu aile olma arzumu eşimle ve çocuklarımla paylaşmaya sıra gelmişti. Şunu tüm kalbimle söyleyebilirim ki eşim, hiç düşünmedi. Bir an bile tereddüt etmedi koruyucu aile olma fikrini ona açtığımda. Evimizde eşine az rastlanır bir an yaşandı. Heyecanlandı. Onun heyecanı benim heyecanımı daha artırmıştı.
Daha sonra iki çocuğumuzla da fikrimizi paylaşarak üç kardeş olmaya var mısınız diye sorduk. Zaten çocuklarım, camide yaz kursumuza sevgi evlerinden gelen arkadaşlar edinmiş, onlarla kaynaşmışlardı. Bu fikrimizi büyük bir sevinçle karşıladılar.
Hangi çocuğun yuvamıza dâhil olacağı süreci AÇSH İl Müdürlüğü ve sevgi evi yetkilileri ile istişarelerle belli olmuştu. Ve bir bayram gün koruyucu aile olacağımız Z.’yi evimizde misafir ettik. Sonra çocuklarım bana “Z. hep bizde kalsın mı baba?” dediler. Bu tam da benim onlara söylemek istediğim şeydi: “Z. artık ailemizin bir parçası ve kardeşiniz olacak.” dedim.
Çocuklarım, onun gelişiyle iki kardeştiler üç oldular. Z.’nin evimize geldiği ilk zamanlar ile şimdiki hâli karşılaştırıldığında çok büyük değişimler söz konusu. Hayat dolu cıvıl cıvıl bir kız çocuğu ve bizlere çok bağlı. Bizi benimsedi. Benim için de onun öz çocuklarımdan hiçbir farkı yok. Bir çocuğun dünyasında umut olmak, insanı son derece mutlu ediyor. Paylaşmak, evini, sofranı açmak insan manevi haz veriyor.
Koruyucu ailenin yapması gereken sadece gerçekçi olmak. Bizim takip ettiğimiz yol, yıllarca birlikte yaşamışız gibi öz çocuklarımızdan ayırmadan büyütmek. Bu şekilde davrandığınızda çocuk da kendisini oraya ait hisseder. Herkese tavsiyem adalet duygusundan asla taviz verilmemesi. O zaman çocuk kendini güvende hissediyor, ailenin bir parçası olduğu fikrine sahip olur. İşte o zaman tüm sıkıntılar ortadan kalkmaya başlıyor.
İnsanlar tabiatı gereği hâl diline daha çok önem verirler. Dolayısıyla davranışlarımız bizi karşımızdakilere ağzımızdan çıkan sözlerden daha çok anlatır. Biz de yavrumuzla birlikte güzel bir aile inşa ettik, elhamdülillah. Bu çevremizdekilerin de dikkatinden kaçmamış hâliyle. Daha önce “Çocukların var, ne gerek var koruyucu aile olmaya, sorumluluk almaya?” diyen insanlar şimdi bize imrenerek bakıyorlar. Hatta bizden sonra evine, yuvasına çocuk alıp koruyucu ailelik görevini üstlenen bir hayli tanıdığım var. Onlarla hem mutluluğumuzu hem de tecrübelerimizi paylaşıyoruz. Koruyucu aile olmak benim şu dünyada başıma gelen en güzel şeylerden biri desem abartmış olmam. Evinize, ailenize bir çocuğu katmak, onu büyütmek, onun gelişim aşamalarını takip etmek muhteşem bir his. Bu hissi toplumumuzdaki her bireyimizin yaşamasını temenni ediyorum ben de. Allah her birimize hem bu dünyada hem de bâkî âlemde saadetler ihsan eylesin…
2.    Koruyucu Aile Olan Bir Kur’an Kursu Öğreticisinin Gönlünden Dökülenler
“Niyet hayır, akıbet hayır” demiş büyüklerimiz. Biz de A. ailesi olarak bu inançla çıktık yola, Rabbimize tevekkül ederek. Bizlere türlü nimetlerle bahşettiği hayatı, onun bir emaneti bilerek sahip olduğumuz annelik babalık vasıflarını sadece biyolojik evlatlarımız için değil, çeşitli sebeplerle ailesini kaybetmiş yavrularımız için de kullanabiliriz diye düşündük, koruyucu aile olmaya karar verdiğimizde.
İlk defa küçük bir kitapçıkta okudum koruyucu aile olmanın önemini. “Neden biz de olmayalım?” sorusu aile fertlerimle paylaşmama, belki de istişare amaçlı düşüncelerini öğrenmeme sebep oldu. Bu düşünce çocuklarımı çok heyecanlandırmıştı, eşim biraz daha temkinli bir ifadeyle bir süre düşünmemiz gerektiğini söyledi. Nasıl başlanır, nasıl yaparız, olur mu olmaz mı diye düşünürken ve gerekli mercilere başvurmaya karar almıştık ki 4. çocuğumuzun olacağını öğrendik. Bu yüzden, bir süre ara verdik bu konuyla ilgili konuşmalarımıza. Aradan zaman geçti kendi bebeğimizi kucağımıza aldık ve biraz ele avuca geldikten sonra tekrar gündeme geldi koruyucu aile olma fikrimiz. Sütannelik yoluyla, inancımızın çizgisi dairesinde mahremiyet boyutunu ele alarak iki yaş altı bir bebek alabileceğimizi düşünmeye başladık. Her daim dilimde olmasa da yüreğimde hep annesiz, ailesiz çocukların yarasına merhem olma arzusu, koruyucu aile olma fikrimizi net bir karara dönüştürdü.
Eşim ve çocuklarım bu fikrime karşı çıkmadılar ancak benim açımdan zorlukların olabileceğini ifade ettiler. Bilhassa eşim iki bebeğin ve din hizmetlerindeki görevim sebebiyle çok yorulacağım endişesi içerisindeydi. Ancak çocuklarımın desteği ve ne kadar zor olsa da Allah’ın bize yardım edeceği, zorluklarımızı kolaylaştıracağı inancı, efendimizin örnek hayatı ve hadis-i şerifte buyrulduğu üzere “Müminler birbirini sevmekte, birbirine acımakta, birbirini korumakta bir vücut gibidir. Vücudun bir uzvu hasta olduğu zaman diğer uzuvları da bu sebeple uykusuzluğa duçar olur.” (Buhârî, Edeb, 27) düşüncesiyle yola koyulduk. Gerekli evraklarla birlikte resmî başvurumuzu yaptıktan sonra artık her gün bir haber bekler olmuştuk.
O günlerde, Suriye’deki savaşın yoğun gündemi vardı. Binlerce kimsesiz; sahipsiz kalan bebekler, çocuklar, onların dinmeyen gözyaşları içimizi sızlatıyordu. Belki sizden de damlayan birkaç damla yaş. Ekran başında enkazdan çıkarılan bir aylık H. bebek. Kucağımdaki süt kuzusu yavrumla izlediğim bu haberle parlayan yürek yangınımı neyle söndürecektim. Birkaç damla gözyaşımla mı? Hayır! O bebek, bir anne kucağında olmalıydı, sıcacık bir kucakta anne sütü içmeliydi, ona dokunan şefkat kokan eller olmalıydı. Savaşın soğuğundan bir annenin verdiği sıcacık güven olmalıydı. Daha cennet kokusu üzerindeyken zulmün kucağına düşen bu bebeğe annelik yapmalıydım ve bu yavrucağa ulaşmalıydım. Birtakım girişimlerde bulunmama rağmen ona ulaşmam çok kolay olmadı. Uluslararası bir iletişim süreci yaşadık ama ulaştık, sonrasında öğrendik ki ailesi hayattaymış elhamdülillah.
H. bebek annesinin kucağındaydı artık ama anne sıcaklığı bekleyen ne kadar bebek vardı kim bilir? Artık yeni bir haber bekler olmuştuk, aklımdan hiç çıkmayan, yüreğimin sancısı olan bir yavrucak vardı elbet. Kendi bebeğimi her kucakladığımda kucaklanmayan bebekler geliyor aklıma, kokladığımda koklanmayan çocuklar. Bir yanda sıcacık evlerimizde öpüp okşayarak uykuya bıraktığımız yavrularımız; bir yanda hayallerle, bir dokunuşla uyanmak isteyen yavrularımız. Ben birileri için bir şey yapabilirim dedim hep. Bu hislerle belki kendi hissiyatımı tatmin ettim, belki de Allah bir bebek için bana bu hisleri verdi bilemiyorum. Biz bekliyorduk evimizi şereflendirecek bir kulu.
Haber beklediğimiz bu süreçte, koruyucu aile olmak istediğimizi ve başvuruda bulunduğumuzu aile büyüklerimize söylemeli, onların desteğini de almalıydık. Çünkü sadece anne baba değil onların da dede, babaanne, amca, hala vasıflarıyla samimi duygular içerisinde olmaları gerekiyordu. Ailemize yeni katılacak ve biyolojik bağımız olmayan bir çocuğu olumsuz hisler ve duygularla incitmemeli, hatta daha da hürmetle karşılamalı ve itinayla yaklaşmalıydık. O yüzden niyetimizi onlara da açtık ve bu konuda bize destek verdikleri içinde hepsine teşekkür ediyorum.
Ailemiz dışında çok fazla kimseyle istişare etmedik. Koruyucu aile olan ve üç kardeşe uzun yıllar ailelik yapmış bir büyüğümüzle telefonla görüşerek bazı şeyler sorup danıştım. Allah ondan razı olsun, uzun konuşmamız neticesinde aklımda kalan etkili sözleri şunlar olmuştu: “Kızım, sen ihtiyacı olan bir masuma sahip çıkarsan Allah da senin çocuklarına sahip çıkar, işleri hep yolunda olur. Hiç endişe etme sakın.” Bu sözler bana koruyucu aileliğe adım atmak için daha da güven ve cesaret vermişti.
Kursta olduğum bir gün, teneffüs vakti telefonum çaldı. Numarayı tanıyordum. Aile, Çalışma ve Sosyal Hizmetleri İl Müdürlüğünden arıyorlardı. Heyecanla açtım ve başvurumuzla ilgilenen görevli bana “Altı aylık erkek bir bebek için koruyucu aile olur musunuz?” diye sorarken çok heyecanlandığımı hatırlıyorum. Yeni misafir için kısa bir bilgi verdiği telefon görüşmemiz bitince resmini de gönderdi: Çekik gözlü sevimli bir erkek çocuğu, Türkmenistan uyruklu bir bebek.
Ertesi gün uyum süreci dedikleri üç haftalık bir süreç için A.’yı almaya gittik. Çok heyecan verici bir gündü, onu kucağıma aldığımda bağrıma bastım, araca bindiğimde ellerini tuttum, başımı göğsüme yasladım ve ilk fotoğrafımızı çekip evde bizi sabırsızlıkla bekleyen kızlarıma gönderdim. Eve geldiğimde kapıda ilk girişimizi arşivlemek için video çekimi ile bizi karşıladı kızlarım. Küçük kızımın A.’yı görünce “Bebe… Bebe…” deyip sevinmesi annesini paylaşmaya hazır olduğunu gösteriyordu. Beni o gün çok üzen şey A.’yı yer yatağına yatırdıktan sonra ellerinden tutup kaldırmak istediğimde altı aylık olmasına rağmen ayakları üstüne basamayışı oldu. Çünkü biliyorum ki bir bebek altı aylıkken dimdik basar. Bu fiziksel bir durum muydu yoksa ruhsal durum muydu? Nasıl olurdu? Belli ki anne şefkati olmadan her ne kadar iyi bir bakım olursa olsun eksik kalacak bir şeyler.
Uyum sürecini tamamladıktan sonra artık A.’nın resmî olarak koruyucu ailesi olduk ve onu emzirmemle birlikte bizim sütoğlumuz, çocuklarımın da sütkardeşi oldu. Artık beş çocuk annesi olmuştum ve çok da zorlanmadan günler öylece geçti, şimdi iki yaşında. Gözünde büyütüp beni izlerken benden çok yorulanlar, imrendiler acaba bizde mi alsak diye.
Bu süreç ailenin tüm fertleri için fedakârlık ve sabır isteyen bir durumdu. En çok da eşim, o çok iyi bir eğitimci ve çok merhametli. A.’nın ona “Babam.” deyişi onu bitiriyor zaten. Şunun farkettim ki; bizler evlatlarımıza yardımlaşmayı, merhameti, diğerkâmlığı anlatmak ve hayatlarına düstur edindirmek için uğraşır dururuz ya sanki bu süreç onları bu konuda eğitti ve dinî vecibelerini yerine getirmede, gençliklerinin çılgın dönemlerinde efendimizin bakış açısını, yetimi, yoksulu, darda olanı, gençlerden hürmet ve ilgi bekleyen yaşlılarımıza karşı saygıyı, yardımlaşmayı, çabucak kavradılar. Çocuklarımın bu hâlini gördükçe yukarıda bahsettiğim büyüğümüzün dediği şeyi yaşadığımı düşünüyorum.
Çevremde ise insanlar bir yandan takdir ettiler, çünkü bebeğim varken bebek almak çok zor göründü herkese. Ama ikizleri üçüzleri olanlar nasıl yapıyorlarsa biz de öyle yaptık. Tabi bazıları da gereksiz gördü, hiç işiniz yok mu diyen bile oldu. Hâlbuki yaptığımız diğer işlerin ne önemi var ki yeryüzünde şefkat bekleyen ve sayısı belli olmayan çocuklar varken, onlara sahip çıkmaktan daha önemli ne iş olabilir?
Bazen de dediler ki, A. ne nasipli çocuk, sizin gibi bir ailenin yanında. Ancak biz öyle görmüyoruz, asıl biz nasipliyiz. Evimizde Rabbimizin emaneti var, her evde yok ama bizim evimizde var. Rabbimizin emaneti var, her evde yok ama bizim yanımızda, ona imanın önemini Rabbimizin sevgisini anlatacağımız ve içimize koyduğu bu şefkat ve merhameti ona sunacağımız bir insan, bir varlık, bir emanet var.
Yetim gülerse dünya gülecek, benim âcizane düşüncem. Ne kadar çok din görevlisiyiz, yüzlercemizin evinde böyle bir bereket, zenginlik neden olmasın? Biz sahip çıkamazsak bu çocuklara kim sahip çıksın? Sıcacık evlerimizde bir yavrucağa sunacak ilgimiz sevgimiz kalmadı mı, bir insanı kurtarmak tüm insanlığı kurtarmaktı hani? Merhametli yüreklerimizi bir yoklasak nereye sıkıştı kaldı bu merhamet? Çıkarıp meydana, sunabilsek insanlığa. Niyetimiz hayır akıbetimiz de hayırdır inşallah.

Koruyucu Aile
VI. Koruyucu Aile Olan Din Görevlileri
10:23
34:23