Ru'yet-i Hilal

Diyanet İşleri Başkanlığı

Yayın Bilgileri

Yayın Tarihi 2025
Kategori İslam Nedir?
ISBN

2013 ŞUBAT ULUSLARARASI RU’YET-İ HİLÂL KONFERANSI HAZIRLIK TOPLANTISI AÇILIŞ KONUŞMASI[2]

Küre-i arzın muhtelif bölgelerinden İslam’ın tarihi başkenti İstanbul’a gelerek ülkemizi teşrif eden seçkin ilim adamları, değerli astronomlar, fakihler, ulemau’şeria ve Muhterem hazırun,

Uluslararası Ru’yeti Hilâl Konferansının Hazırlık ve İstişare Toplantısına hoş geldiniz. Hepinizi hürmetle ve sevgiyle selamlıyor, katılımınızdan dolayı çok teşekkür ediyorum.

Hepinizin malumu olduğu üzere bizi bir araya getiren bu ilmî toplantının konusu ile ilgili daha önce pek çok ilmî toplantı yapıldı. Burada bulunan ilim adamlarımızdan birçoğu bu toplantılara da katıldı ve oralarda çok değerli düşüncelerini dile getirdi. Burada bulunan ilim adamlarımızın birçoğu konuyu etraflı bir şekilde ele alan kitaplar, makaleler yazdı, bu konularda ilmî bildiriler sundu, fetvalar verdi.

Yine malumları olduğu üzere söz konusu toplantılarda çok önemli kararlar da alındı. Ancak üzülerek belirtelim ki ilim adamlarımız, astronomlarımız ve bazı yetkililer çok çaba harcadığı halde burada ele almayı düşündüğümüz sorun hala nihai bir çözüme kavuşturulamamıştır.

Uzay çağında hâlâ aynı boylamlarda ve yeryüzünün bir birbirine yakın coğrafi bölgelerinde bulunan İslam ülkeleri dahi üç farklı günde bayram yapmaktan kurtulamamıştır. Hâlbuki çağımızda en başta Ahmet Muhammet Şakir, Mustafa ez-Zerka ve Yusuf Karadavî olmak üzere bir kısmı şimdi aramızda bulunan ilim adamlarımız çok açık bir şekilde ortaya koydular ki astronomik hesaplarla –hilâlin görülebilirlik esaslarına göre– hesapla kamerî ay başlarını belirlemek, çıplak gözle hilâli görerek kamerî ayı tespit etme alternatifini ortadan kaldırmak için değil, ayın başlangıcını belirlemede daha sağlıklı bir yöntem olduğu içindir. Çünkü;

Astronomik hesaplarla kamerî ay başlarını belirlemeye dinen bir engel varmış gibi göstermek, İslam’ın ilme verdiği önemi göz ardı etmekten ve dikkate almamaktan başka bir şey değildir. Günümüzde kamerî ay başlarını hesaplarla belirlemek en sağlıklı ve hatadan en uzak yöntemdir. Dinen buna herhangi bir engel yoktur.

Geçmiş kitaplarımızda kamerî ay başlarının belirlenmesinde hesaba itibar edilmeyeceğini ifade eden bilgiler, o zamanki vakıayı anlatmaktadır. Günümüz açısından bu bilgilerin bir geçerliliği olamaz. Zira hesapla kamerî ay başlarının tespitine karşı çıkıldığı dönemlerde hesaplar zanni idi. Hatta zanni bile sayılamazdı. Çünkü astronomi ile astroloji dahi ayırt edilemiyordu. Bunlar mütedahil vaziyette idi. Fakat artık günümüzde hesaplar hiç tereddüde mahal bırakmayacak derecede kesin sonuçlar ortaya koyabilmektedir. Hilâlin nerede ne zaman hangi saatte ve hangi dakikada görülmeye başlayacağı yıllarca önceden bile tespit edilebilmektedir. Güneş, Ay ve diğer gök cisimlerinin hareketleri son derece dakiktir. Cenabı Hakk’ın kainata koyduğu kevni kanunlar sayesinde muntazam bir şekilde işlemektedir. Yüce Allah   buyurmaktadır. Ayette geçen  kelimesinin mübalağa sığasında olması bunların ne kadar dakik bir şekilde hareket ettiklerini göstermektedir.

Şeyh Mustafa ez-Zerka’nın dediği gibi asrımız, ilim adamlarının uzaya çıktığı bir çağdır. Diğer birtakım uzay çalışmaları ile kıyaslandığında ayın üzerine inmek bile artık uzay çalışmalarının küçük bir uygulaması haline gelmiştir. Uzayda ilmî araştırmalar, askerî amaçlar ve casusluk gibi çeşitli gayelerle yüzlerce uydu dolaşmaktadır. Bununla da kalınmamış, atmosferin dışına uzay seferleri başlamıştır. Yeryüzünün çekim alanının dışına çıkılmıştır. Dünyanın etrafında dönen uyduları tamir etmek için uzaya gidilmektedir.

Yeryüzünde ilk rasathaneyi kuran Müslüman âlimlerin nesilleri olarak bu asırda artık hesapla amel etmeye karşı çıkmak şöyle dursun tam tersine bu hususta hesaplardan en geniş manada yararlanmak gerektiği açıktır.

Diğer taraftan kadim fakihlerimizin bir kısmı ihtilâf-ı metâli’e itibar edilmesini zaruri görmüş olsalar da İslam ümmetinin paramparça olduğu bir zamanda bayram sevincinde dahi birleşememek ve bunu bir hılaf konusu haline getirmek Ümmeti Muhammede yakışmamaktadır.

Meselenin asıl sıkıntılı tarafı ise, İslam ülkelerinde yaşanan bu tartışma ve ihtilafın, aynı medeniyetin bir parçası olarak yaşamış pek çok ülkede bulunan Müslümanlar arasında sözgelimi Balkanlarda, Kafkaslarda, Rusya coğrafyasında, Orta Asya Türk Cumhuriyetlerinde toplum içinde bir fitne ve fesada yol açmış olmasıdır. Ne yazık ki bu fitne, bazen aynı evde yaşayan kardeşleri karşı karşıya getirecek boyutlara varabilmektedir.

Avrupa’da ve dünyanın çeşitli bölgelerinde azınlık olarak yaşayan Müslümanlar ise bu sorun sebebiyle daha zor durumda kalmaktadırlar. Yıllardır bayram günlerini tatil günü olarak kabul ettirmek için mücadele eden bu Müslümanlar, kendi içlerinde bayram günleri konusunda ihtilafa düşünce bin bir zorlukla elde ettikleri haklarını kaybetmekle karşı karşıya kalmışlardır. Üstelik aynı mescitte yan yana namaza duran müminlerin farklı günlerde bayram yapmasını ne dinen ne ilmen ne fıkhen açıklamak mümkündür.

Diğer taraftan halkların algısında bu mesele ilmî ve içtihadî bir konu olmaktan çıkmış, gündelik politik bir tartışmaya dönüşmüştür. Birliğimizin sembolü şeâiri İslamiyyeden olan bayramlarımız, bir ihtilaf konusu haline gelmiş, Müslümanlar ağyarın gözünde küçük düşmüştür.

Zorlama hadis yorumlarıyla okuma yazma ve hesap bilmemeyi fazilet gibi gösteren ve hesabı reddeden aşırı yorumlar ise astronomiyi ve astronomik hesapları bilen entelektüel kişilerin, belli bir kültür düzeyine sahip olan herkesin ve okumuş kesimin zihinlerini teşviş etmektedir.

Arafat, bütün dünya Müslümanlarını bir araya getiren İslam’ın en önemli birlik, beraberlik ve kardeşlik günü iken, ülkelerinden hacca giden Müslümanlar Arafat’ta vakfe yaparken kendi ülkelerinde bayram yapan veya hacılar bayram yaparken ülkelerinde Arefe gününde bulunan Müslümanların oluşturduğu bir tablo, İslam’ın vahdet anlayışına uymamaktadır.

Bu yıl Müslümanların kurban bayramını üç farklı günde kutlamaları (25, 26 ve 27 Ekim) bütün dünya Müslümanlarını bir kez daha üzmüştür. Bunun üzerine milletimiz Diyanet İşleri Başkanlığından 1978 yılında olduğu gibi İslam dünyasının âlimlerini bir araya getiren, her türlü politik ve siyasî mülahazalardan âri, konuyu ilmî ve dinî esaslara uygun bir şekilde ele alan kapsamlı bir toplantıya öncülük yapmasını istemiştir.

Başkanlığımız, daha önce Kahire, Kuala Lumpur, İstanbul, Cidde, Kuveyt, Amman, Abudabi, Cakarta, Lübnan… ve benzeri birçok şehirde ve İslam ülkesinde aynı konuda yapılan toplantıları, bu hususta mecamii fıkhiyyenin ve fetva heyetlerinin aldığı kararları, İslam İşbirliği Teşkilatı ve Rabıtatü’l-Alemi’l İslami, İttihadı Ulemai’l-Müslimin ve el-Meclisü’l-Evrubbi li’l-İfta ve’l-Buhusun ve özellikle, el-Meşruul İslamî li Rasadıl Ehille’nin çalışmalarını da dikkate alarak bu hususta ‘Kelimei Müslümin’i birleştirmek arzusu ve niyetiyle bütün İslam dünyasının katılacağı kapsamlı bir toplantıda konunun yeniden ele alınmasını zaruri görmüştür. Ancak söz konusu büyük ilmî toplantı öncesinde ümmetin seçkin âlimleriyle daha dar kapsamlı bir istişare toplantısı düzenleyerek bu toplantıda büyük toplantının muhtevasını ve izlenecek yol haritasını belirlemeyi arzu etmiştir.

Böylece bu ön toplantıda hem daha önce yapılan toplantıların sonuçlarını değerlendirerek bunlarla niçin arzu edilen birliğin sağlanamadığını görüşmek ve hem de yapılacak büyük toplantı ile mümkün olursa nihai bir neticenin elde edilmesini sağlamak istemektedir. Şayet bu seçkin heyet uygun görürse bu istişare toplantısında büyük toplantıda alınabilecek muhtemel kararların nüvesi de oluşturulabilir. Bunun için böyle bir ön toplantı yapılması uygun görülmüştür.

Biz Türkiye olarak İslam ümmetinin sevinçte, tasada ve kıvançta birlikteliğini arzu etmekteyiz. Bu hususta Müslümanlar arasında mümkün olan en geniş birliğin sağlanmasını temenni ediyoruz. Müminlerin birlikte oruca başlamasının, birlikte bayram yapmasının önemli olduğunu düşünüyoruz. Bu birlikteliğin de ancak artık ilmî sonuçları kesin hale gelmiş bulunan hesaplarla sağlanabileceği müsellemdir.

Mümin olarak esas olanın kalplerimizi birleştirmek olduğuna ve kalplerimizi birleştirecek hasbiliğin her türlü hesabın fevkinde olduğuna inanıyoruz. Ancak söz konusu hesapların da hasbi birliğimize büyük katkı sağlayacağının farkındayız.

Bu vesile ile Diyanet İşleri Başkanlığı olarak bir kusurumuzu itiraf etmek ve sizlerden ve özellikle de 1978 İstanbul Ru’yet-i Hilâl Konferansı’na öncülük yapan Diyanet İşleri Eski Başkanımız Dr. Tayyar Altıkulaç’tan özür dilemek istiyorum. Biz maalesef 1978 yılında İstanbul’da yapılan Ru’yet-i Hilâl Konferansı’nda oluşturulmuş bulunan Takvim Komisyonu’nun sekretarya görevini sürdürmede ihmal göstermiş ve bu önemli komisyonun işlevinin ınkıtaa uğramasına yol açmışız.

Bir diğer üzüntümüz ise 1978 yılında Mekkei Mükerreme’de bir rasathane kurulması ve bu rasathane vasıtasıyla Müslümanlar arasında hicrî takvim birliğinin sağlanması kararı alınmış olmasına rağmen bu karar da uygulanamamıştır.

Değerli İlim Adamları,

Yüce Allah’a hamdolsun ki, bu alanda söz sahibi olan zevat ile birlikteyiz. Bu işin önemini bildikleri için davetimize icabet ederek koşup geldiler. Kendilerine çok teşekkür ediyoruz.

Burada İslam’ın tarihî başkenti İstanbul’da bu heyetin çizeceği yol haritası, oluşturacağı sekreterya ve alacağı kararlar ve tavsiyeler doğrultusunda Ümmeti bilhassa yarım asırdan daha fazla bir süredir rahatsız eden bu sorunun nihai bir çözüme ulaştırılabileceğini düşünüyoruz.

Yapmayı düşündüğümüz büyük ilmî toplantıya inşallah bütün İslam ülkelerinin bu husustaki karar mercilerini ve ilgili ilim adamlarını davet edeceğiz. Sizlerden oluşturacağımız bir heyet ile de toplantının kararlarını da ilgili yöneticilere arz edip uygulamada yardımcı olmalarını isteyeceğiz.

Ben öncelikle böyle bir toplantıyı tertip eden Din İşleri Yüksek Kurulumuza teşekkür ediyorum.

Prof. Dr. Mehmet Görmez, Diyanet İşleri Başkanı.

Ru'yet-i Hilal
2013 ŞUBAT ULUSLARARASI RU’YET-İ HİLÂL KONFERANSI HAZIRLIK TOPLANTISI AÇILIŞ KONUŞMASI[2]
10:23
34:23