Ru'yet-i Hilal

Diyanet İşleri Başkanlığı

Yayın Bilgileri

Yayın Tarihi 2025
Kategori İslam Nedir?
ISBN

AVRUPA MÜSLÜMANLARI VE KAMERÎ AY BAŞLARININ ÖNCEDEN BELİRLENEMEMESİ SEBEBİYLE ORTAYA ÇIKAN PROBLEMLER

İslam’a ait ibadetlerin bir kısmının kamerî ayların başlangıcının bilinmesine bağlı olduğu malumdur. Özellikle de oruç ve hac. Dünyadaki diğer Müslümanlar gibi Avrupa’daki Müslümanlar da dinlerinin sembollerine (şeâir) bağlı kalmaya ve bu sembolleri uygulamada birlik ve beraberliğin ortaya çıkmasını temin etmeye çalışırlar. Ancak İslam dünyasındaki Müslümanlar arasında kamerî ayların başlangıcının bilinmesi hakkında ortaya çıkan ihtilaf, özellikle orucun başlangıcı, Ramazan Bayramı gününün belirlenmesi bağlamında Avrupa Müslümanlarına da yansımaktadır.

Kurban Bayramı’nın, hac farizası ve aynı gün aynı toprak üzerinde dünyanın muhtelif köşelerinden hacıları bir araya getiren Arafat günü ile irtibatı dolayısıyla Müslümanların çoğunluğunun Suudi Arabistan’ın, zilhicce ayının başlangıcına dair ilan edeceği şeye uymaları göz önünde bulundurulduğunda Kurban Bayramı’nın belirlenmesine daha az yansır.

Orucun başlangıcı ve iki bayramın belirlenmesi şeklinde tekrar eden ve ortaya çıkan ihtilaf karşısında Müslümanların tavrı aşağıdaki şekillerde tezahür etmektedir:

1. Haremeyn ülkesi olması ve Müslümanların kıblesinin vatanı olmasını göz önünde bulundurarak Suudi Arabistan’ın ilan edeceği güne uyanlar.

2. Aslî memleketlerine uyan Müslüman göçmenlerin durumu ve bu durumdan, bir şehirde hatta bazen bir camide ortaya çıkan ihtilaf.

3. Ya kesinleşmiş açık bir kaideye ya da süregelen durumların gözetilmesine tabi olan fikirbirliğine dayanarak bir şehirde veya bir ülkede mevcut İslamî müesseseler arasındaki uyuma ulaşmaya gayret eden kimselerin durumu.

KAMERÎ AYLARIN BAŞLANGICININ ÖNCEDEN BELİRLENMEMİŞ OLMASINDAN KAYNAKLANAN OLUMSUZ ETKİLER

Kamerî ayların başlangıcının önceden belirlenmemiş olmasından iki bayramın kutlanmasının ve ramazan ayının orucunun başlangıcı başta olmak üzere olumsuz birtakım etkiler ortaya çıkmaktadır. Aşağıdaki şekilde bunları özetlemek mümkündür:

1. Bu mesele özelinde İslam âleminde Müslümanlar arasında meydana gelen ihtilafların Batıda yaşayan Müslümanlara intikal etmesi: Halbuki farklı ülkelerde yaşayan Müslümanların ihtilafları ile aynı ülkede yaşayan Müslümanların ihtilafları birbirinden farklıdır. Çünkü her devletteki Müslümanların bu meseleyi, herhangi bir görüşü tercih ederek kesin bir neticeye vardıracak dinî bir mercii vardır. Dolayısıyla tek bir ülke içinde genellikle bu konuda ihtilaf olmamaktadır. Avrupa’daki Müslümanlara gelince, özellikle batı Avrupa olmak üzere diğer bir çok ülkede yaşayanlar tek bir dinî merciye bağlanmamaktadırlar. Bu nedenle kamerî ayların önceden belirlendiği tek bir takvimin olmayışı onları çözülemeyecek bir ihtilafa sürükler.

2. Avrupa toplumları nezdinde Müslümanların durumuna dair olumsuz bir imaj yansıtması. Avrupa toplumları olayı şöyle görürler: Müslümanlar, ihtilaftan uzak durulması zorunlu olan taabbüdî sembollerinde bile neredeyse hemfikir değiller.

3. Orucun başlangıcı ve bayram gününün belirlenmesi çevresinde gelişen ihtilafın, oruç ve bayrama çağıran şer’î emrin ru’yet-i hilâle dayandığını ileri sürerek gerekçelendirilmesi Avrupalıların çoğunun zihinlerinde, Müslümanların dinî hükümler ile pozitif bilimin ulaştırdığı neticeler arasında çelişki gördükleri (düşüncesine) neden olur. Çünkü, ru’yet-i hilâlin bilinmesi, günümüzde vaktinden önce titiz astronomik hesaplar ile kesin ve bilimsel bir surette tespiti mümkün olan bir durumdur. Astronominin (neticelerinin) kesinliği, göze dayalı görmenin ise zannî olduğunu bile bile yine de ru’yet-i hilâlin çıplak göz veya özel bazı aletler ile isbat edilmeye (çalışılması) gereksizdir.

4. Bayram gününün önceden bilinememesi, resmî kurum veya özel şirketlerdeki Müslüman işçi ve memurları hazırlık yapmaktan, bayram günü için işyerlerinden izin alma hatta bayram namazı kılma ve aileleriyle beraber bayramı kutlamaktan mahrum bırakmaktadır. Çünkü kurumların çoğu, işçilerinin izin günlerinin önceden bilinmesine ve işlerin tanzimini sağlamak adına yeterli vakitten önce gereksinim duyar. Avrupa ülkelerinin çoğu Müslümanlara İslamî bayramlar dolayısıyla izin alma hakkı tanırlar. Ancak bu bayramların takviminin önceden belirlenmiş olmasını isterler.

Burada şunu vurgulamak gerekir: Müslümanların, bayramlarını kutlamasının sağlanması İslamî şahsiyetlerinin korunmasında önemli işlerden sayılır. Özellikle de çocukları ile (bayramı geçirmeleri) önemlidir. Anne veya baba bayram günü iş bırakamadığında çocuklar nasıl yalnız başına kalır.

Bu problem İslam dünyasındaki Müslümanların başına gelmez. Çünkü bayram günleri herkes için resmî tatil günleridir. Ancak gayrımüslim devletlerdeki Avrupa Müslümanları için durum aynı değildir.

5. Bayramların önceden belirlenmemesi öğrencilerin okullarından izin almalarını imkansız kılıyor. Hatta önceden haber vermeden ayrıldıklarında bu durum bayramla aynı günde bazen belirli sınavlara onların katılamamasına neden oluyor. Oysa ki bayram günleri önceden bilinmiş olsa idi bu durum okul takviminde bunun göz önünde bulundurulmasına yardım edebilirdi. Bazı Avrupa ülkelerinde kamuya ait okulların yetkililerinin, ders planında bu durumu göz önünde bulundurmak için İslamî bayramların zamanlarını bilmek istediklerini görebiliyoruz.

6. İslamî kuruluşların bayram namazının kılınması için iyi hazırlanma konusunda içine düştükleri zorluk. Çünkü bayram namazına Müslümanların büyük kısmı sürekli katılır. Bu sayının karşılanması için de mescidlerin düzenlenmesine ihtiyaç olacağı bilinir. Müslümanlar, şehirlerin çoğunda belediyelerin büyük salonlarını doldururlar. Bu salonlar çoğunlukla, bayram namazı için bir günlüğüne ayrılabilen kapalı spor salonlarıdır. Ancak buraların, bayram gününün bilinmemesi nedeniyle iki gün peş peşe (namaz için) ayrılması mümkün değildir. Aynı zorluk ile ihtiyaç duyulması esnasında salon kiralanması için de başa gelir. Bu yüzden yeterli gelecek süreden önce, rezervasyon yapabilmek için salonun kiralanacağı günün bilinmesi gerekir.

7. Belediye başkanları ve parti vekilleri gibi bir kısım Avrupalı yetkilinin bayram günü mescidlerde hazır bulunamamaları ve özellikle bayram münasebetiyle Müslümanlara iyi dileklerini sunamamalarından kaynaklı düşecekleri zorluk. Bu kimselerin, Müslümanların bayramlarını tebrik etmek adına, iki gün ayırmaları nedeniyle işlerini ve randevularını askıya almaları mümkün değildir. Bu yetkililerin, dinî vesilelerle Müslümanlar arasına katılmalarının, Müslümanlar üzerinde olumlu etkisi olacağı ve toplumda Müslümanların şeâirine önem verilmesi ve bunların kabul edilmesinin önünü açacağı da gizlenemez.

8. Medyanın, ramazan ayının başlangıcı ve bayram gününü erken ilanının mümkün olmaması. Medyanın, bu durumu haber bültenlerinden duyurması önem arzeder olmuştur. Fakat Basın-yayın organları, bir sonraki gün ramazanın veya bayramın ilk günü olacağı zaman, onu ilan edebilmek için günün son saatlerine kadar beklemek zorunda kalmaktadırlar. Bu zorluk, bu tarihler (belirli günler) için medya işini üstlenecek tek bir İslamî idare (makam) bulunmadığında daha da artmaktadır.

9. Bir sembol olarak bayram namazını yayınlamak isteyen basın-yayın organlarının medya ekibini bayram gününde mescitlere ve merkezlere göndermek suretiyle yeterince hazırlanmasına imkan verilmemesi. Nitekim bazı televizyon kanallarının uygun yayın ortamı bulamamasından dolayı, (bayram namazına) kısaca yer verip özür beyan ettiklerine şahit olduk. Şüphe yok ki basın-yayın organlarının, Müslümanların bayram kutlamalarını yayınlamalarına imkan verilmesi İslamî hayata ait olguların toplumda yer edinmesini sağlar.

10. Bayram ve orucun başlangıcı için daha önceden belirlenmiş bir vaktin olmaması, Müslümanlar arasında her sene ayrılık ve tartışmaların kapısını aralamaktadır. Bu durum Müslümanların senelerden beri yaşadıkları bir tartışmadır. Müslümanlar, bu işin kesinleştiği günün gelmesini arzuluyorlar, böylece herkes tek ve açık bir görüş üzerine hemfikir olsun. Bu, ihtilafın sebeplerine anlam veremeyen (kavrayamayan) yeni nesillerimizden olan evlatlarımızın da temennisidir. Onlar, Müslümanların vahdet ve ittifak görüntüsü vermelerini ümit ediyorlar.

Bayramın bilinmemesi ve orucun başlangıcının önceden belirlenememesinden kaynaklanan bu olumsuz etkilerin, bu meselede dayandırılan fıkhî tercihte dikkate alınmaları gerekir. Çünkü İslam, mekasıd ve maslahatları gözeterek ve fıkhî içtihatlardan kaynaklanan neticelere bakarak mükelleflerden sıkıntıyı kaldırmıştır.

İNCELENMESİ VE ÇÖZÜME KAVUŞTURULMASI GEREKEN PROBLEMLER

1. Astronomik bilimsel araştırmadan maksat, bilimsel bilgilere dayanmayı reddederek sadece hilâlin çıplak gözle gözlemlenmesinde vuku bulan hatayı ortaya çıkarmak değildir. Kısaca, astronomik hesabın kabul edilmesi ispat için olmayıp sadece nefy için olduğu tezi doğru değildir. Çünkü bu durum (nefy), ru’yetin doğrulanmasına katkıda bulunur, fakat kamerî ayların başlangıcının bilinmesi için önceden belirlemeye duyulan ihtiyacı gidermez. Bu (önceden belirleme), Avrupa’daki ve aynı şekilde İslam devletlerindeki Müslümanların ihtiyaç duydukları şeydir.

2. Bu meselede, sağlıklı fıkhî tercih, bilimsel astronomik araştırmanın üzerine bina edileceği ilk önermedir. Zira, fıkıh ve fetva ehli olanlar, gerçekçi soruları gündeme getirip bunlara cevap bulmadığı sürece bu tartışma sürecek ve astronomik araştırma, ihtilafı gidermeksizin bilimsel verileri almanın zorunlu olduğunu tekrar etmeye devam edecektir.

AÇIK BİR ŞEKİLDE CEVAP VERİLMESİNE İHTİYAÇ DUYULAN ŞER’Î SORULAR

1. Ramazan orucunun vücubu için şer’î sebeb nedir? Ayın girmesi mi yoksa hilâlin görülmesi mi?

2. Şer’î açıdan, ramazan ayının girmesi teklifi bir hüküm müdür, vaz’î bir hüküm müdür yoksa başka bir şey midir?

Bizler hilâlin görülmesi ile mi, yoksa orucun tutulması ile mi yükümlüyüz?

3. Hilâlin (gözle) görülmesi, yazı ve hesap bilmeyen ümmî bir topluluğun durumları ile bağlantılı bir araçtır. Aynı zamanda o, en kolay yoldur. Hilâlin gözle görülmesinin yerini alan başka araçlar ortaya çıkınca ise ondan vazgeçmek zorunlu hale geldi. Çünkü hilâlin gözle görülmesi bir araçtır, amaç değil.

4. Astronomik hesap kesin olduğuna göre ve bilimsel verileri de astronomlar arasında kat’î neticelere götürmesi yönüyle ittifak konusu olduğuna göre, buna mukabil ru’yetin zannîliğini de göz önünde bulundurarak “kat’î olan zannî olana takdim edilmesi” kaide-i şer’iyesine göre bilimsel verilerin ru’yetin önüne alınması gerekir.

5. Bize kesin ve titiz bir şekilde ru’yetin olasılığını sağlayan ve daha önceden ortaya koyan astronomik hesapla niçin yetinmiyoruz? Zira, buna göre yapılacak hesap, ru’yetin saygınlığına muarız değil; bilakis vaktinden önce ru’yetten haber vermektedir. Astronomik hesap, doğmamış ya da ru’yeti mümkün olmayan hilâl ihdas etmez.

6. Güvenilir bilimsel şartlara göre astronomik hesaba uymaya karar verince aradaki ihtilafın ortadan kaldırılması için (doğruya) en yakın olan tek astronomik takvim mi yoksa ikili astronomik takvim mi?

TEK ASTRONOMİK TAKVİMİN BİR DİZİ FAYDASI

1. Kamerî ayların başlangıcının, dünya çapında kabul edilen şemsî aylarda olduğu gibi, bir anda gerçekleşebileceği kesindir. Bu, İslam’ın mesaj yönüyle evrensel bir din olması ve yeryüzünün her tarafına Müslümanların gerçek anlamda yayılmış bulunmaları gereceğine daha uygundur.

2. Tek astronomik takvim, ihtilaflara son vermek bakımında daha uygundur. Zira bu takvim, bölgesel olarak ayın başlangıcını tüm yeryüzüne şamil tek bir şarta (ilkeye) bağlar.

3. İkili takvimin kabul edilmesi, İslam ülkelerinin çoğunda astronomik hesap ayın görülmesi imkanını ispatlayamadığında bu konudaki ihtilafı ortadan kaldırmaz. Bununla beraber farklı ülkelerde hilâli görmenin mümkün olmadığını söyleyen kimseler de bulunacaklardır.

Ahmed Câballâh’ın, 2013 yılında İstanbul’da düzenlenen “Ru’yet-i Hilal Toplantısı”nda sunduğu tebliğin çevirisidir.

Tercüme: Dr. Mehmet Nur Akdoğan, DİB, Din İşleri Yüksek Kurulu Uzman Yardımcısı.

Ru'yet-i Hilal
AVRUPA MÜSLÜMANLARI VE KAMERÎ AY BAŞLARININ ÖNCEDEN BELİRLENEMEMESİ SEBEBİYLE ORTAYA ÇIKAN PROBLEMLER
10:23
34:23