Ru'yet-i Hilal

Diyanet İşleri Başkanlığı

Yayın Bilgileri

Yayın Tarihi 2025
Kategori İslam Nedir?
ISBN

HİCRÎ AY BAŞLARININ TESPİTİ

Menar Dergisi Editörü 28. cilt, 63. sayfa da ve sonrasında –konuya/soruna dair bazı ilkeleri zikrettikten sonra– şöyle demiştir:

Bu girişten sonra, konuyu aşağıdaki şekilde özetleyebiliriz.

1. Ramazan ve şevval aylarının başlangıç tespiti, beş vakit namaz vakitlerinin tespiti gibidir. Şâri’ onların hepsini, şehirde ve kırsalda (yaşayanların) bilmesi kolay olan bir şeye bağlamıştır. Bunun hikmetinin açıklaması önceden yapıldı. Şâri’in bu vakitlerin bilinmesinden kastı; hilâlin görülmesiyle, fecirde beyaz ipliğin siyah iplikten ayırt edilebilmesiyle yani birinin diğerinden (doğuda görülen yatay fecr ışığının diğerinden) görülerek ayrılmasıyla, öğle vakti gölgenin zevalini görmekle, ikindi vakti bir şeyin gölgesinin bir katına ulaşmasıyla, akşam ve yatsı vaktinde güneşin batışını ve şafağın kaybolmasını görmekle ibadet etmek değildir. Şâri’in ibadet vakitlerinden maksadı onların bilinmesidir. Peygamberimiz (s.a.s.), ayın tespitini hilâlin görülmesine veya sayının tamamlanmasına bağlaması hakkındaki kavlini, döneminde ümmetin ümmî olmasıyla gerekçelendirdi. Onun (s.a.s.) gönderilmesinin amaçlarından biri ümmeti, ümmîlikten çıkarmaktır, ümmilik halinde bırakmak değil. Allah Teâlâ buyurmuştur ki: “O, ümmîlere içlerinden, kendilerine ayetlerini okuyan, onları temizleyen, onlara kitabı ve hikmeti öğreten bir peygamber gönderendir. Hâlbuki onlar, bundan önce apaçık bir sapıklık içinde idiler.” (Cuma, 62/2) Bakara Sûresi’nde Hz. İbrahim’in bu şekilde dua ettiğini zikretmesi de aynı anlamdadır. Bundan da kitabet ilminin ve hikmetin, ümmîliğin hükmü dışında bir hükmü olduğu sonucu çıkarılır.

2. Şâri’in maksatlarından birisi de, ümmetin ibadetler konusunda mümkün olduğunca amaç ve araç olarak ittifak etmesidir. Bütün ümmetin veya her bölgenin halkının, şeriat naslarının zahiri ile amel etmede ittifak etmesine ve Hz. Peygamber (s.a.s.)’in ya da ashabının ilk dönemdeki; namaz, oruç, hac vakitlerinde imkân olduğunda fecrin, gölgenin, batışın, şafağın ve hilâlin görülmesi ile, imkan olmadığında takdir ederek veya alametleri gözeterek amel etmeleri üzerinde ittifak etmesine gelince; bu halde, sabah ezanı okuyacak kişinin, doğuda yatay fecir ışığını görmedikçe ezan okuması caiz olmaz. Halbuki o (yani fecrin doğuşu) gecelerin değişmesiyle değişir. Ayın ikinci yarısında -özellikle sonlarında-, ay ışığının doğu yönündeki etkisi ölçüsünde, ayın ilk yarısının karanlık gecelerinde görülen vakitten daha geç vakitte görülür. Rasulullah sallallâhü aleyhi ve sellem, ramazan hakkında ‘Bilal geceleyin ezan okur, siz İbn Ümmî Mektum’un ezanını işitinceye kadar yiyin, için.’ buyurmuştur. Râvilerinden biri: İbn Mektum hakkında “O, âmâ biriydi, kendisine ‘sabaha erdin, sabaha erdin’ denilinceye kadar ezan okumazdı,” demiştir. (Şeyhân ve diğerleri nakletmiştir) İslam medeniyetinin tüm şehirlerinde namaz konusunda yapılagelen, kesin bilgi ifade ettiklerinde hesap ve rasatla amel edilmesiyle birlikte, bir engel olmadığı hallerde hilâlin gözetlenmesi ve görülmesi uygulaması, nassın zahiri ile ondan murat edilen şeyin cemedilmesi içindir. Dinî bir zaruret olarak bilinmektedir ki; namaz dinin direğidir ve oruçtan daha faziletli ve daha kapsamlıdır. Havanın açık olması ve hilâlin görülmesine bir engel olmaması durumları dışında, ayın tespiti zannî olarak veya zanna yakın olarak, sürenin (ayın) otuza tamamlanmasıyla olur. Üzerinde ittifak edilmiş şer’î kaidelerden biri, ilim zandan öncelenir (kaidesidir). Dolayısıyla ilim, yani kesin bilgiye ulaşma imkânı varken zan ile amel edilmez. Buna göre Kabe’yi görmesi mümkün olan kişinin kıbleye yönelme konusunda içtihat emesi ve içtihadının sonucunda ulaştığı zanla amel etmesi caiz olmaz.

3. Eğer denirse ki: Hesabın, hilâlin varlığı ve görülebilirliği hakkında kesin ilim ifade etmesi astronomi uzmanına hastır. Hatırladığınız gibi, âlimler onun (astronomi verilerine göre hesap yapanın) bilgisi konusunda ihtilaf etmişlerdir. Dolayısıyla onların ilmi, diğerlerine karşı delil olmaz.

Biz şöyle deriz: Biraz önce Hafız İbn Hacer’in Buhârî şerhinden naklettiğimiz gibi, hesapla amel etmeyi mubah görmeyenler; bunu, onun ilim ve zan ifade etmeyen bir varsayım ve tahmin olmasıyla gerekçelendirdiler. Çağımızda bilinen hesap, önceden geçtiği üzere, kesin bilgi ifade eder. Kendilerince bu durum sabit olan Müslüman önderlerine ve idarecilerine, hesapla amel edilmesine dair hüküm vermek mümkün olur. Böylece bu bilgi cumhur aleyhine delil olur. Bu ise, hilâlin görülmesine engel toz ve bulut olmadığı, gökyüzü açık olduğu halde, otuzuncu gece hilâli görmemekle birlikte, Şaban ayını, otuz güne tamamlayarak ayın (yani ramazanın) tespit edilmesi hükmünden daha sahihtir. Çünkü bu durum (hava açıkken takdir etmek), bu makalede geçtiği gibi, sahih hadis naslarına muhaliftir, dolayısıyla batıl bir hükümdür.

4. İnsanlar hilâli göremediği zaman ne ile amel edileceğine dair İmam Ahmed’e ait üçüncü kavil bu son vechi desteklemektedir. Bu görüş: İmamın (yani: Şer’î İdarecinin) oruç ve fıtr/bayram hakkındaki kanaatine rücu edilmesidir. Bu diğer iki kavil ile beraber geçmişti.

5. İdareciler tarafından, namaz vakitlerinde ve günlük oruçlarda olduğu gibi, oruç ve hac aylarının vakitleri konusunda da astronomik takvimle amel edilmesi kararlaştırıldığında, bütün bölgelerde ya da ittifâk-ı metâli’ olduğu yerlerde Müslümanların ihtilaf etmesi ve ayrışması imkânsız olur. (İttifâk-ı metâli’ olmayan yerlerdeki ) namaz vakitleri ihtilafının zararı olmadığı gibi, oruç konusundaki ihtilafın da zararı olmaz.

Sözün özü; biz iki seçenek arasındayız: ya nasların zahirine ve ubudiyetin gereğine uyarak bütün ibadet vakitlerinde ru’yet ile amel etmek. Ki o zaman, ufukta yatay fecr ışığının yayıldığını görünceye kadar, güneşin zevalini ve batışını görünceye kadar vb. hiçbir müezzinin ezan okumaması gerekir. Ya da kesinleşmiş hesapla amel etmek ki, bu Şâri’in maksadına daha uygundur. Zira Şâri’in maksadı da, vakitlerin kesin olarak bilinmesi ve ihtilaf olmamasıdır. O halde, her bölgede, her ay, engel olmadığında hilâlin görülebileceği vakitleri beyan eden genel bir takvim oluşturmak ve bunu âleme dağıtmak mümkün olur. Şayet her bölgede bir cemaatin hilâli gözlemesi/istihlal buna eklenir de, hilâli görürlerse, bu daha iyi olur. Bu ihtilaf ve hilâl meselesi dışında nasları terk edip bütün vakitlerde hesapla amel etmek konusunda bir delil yoktur, hiçbir müçtehit imam da buna hükmetmemiştir. Aksine bu “Yoksa siz Kitab’ın (Tevrat’ın) bir kısmına inanıp, bir kısmını inkâr mı ediyorsunuz?” (Bakara, 2/85) kabilindendir. Allah (c.c.) en iyi bilen ve en iyi hükmedendir.

Muhammed Reşit Rıza, Menar Dergisi Editörü.

Ru'yet-i Hilal
HİCRÎ AY BAŞLARININ TESPİTİ
10:23
34:23