Ru'yet-i Hilal

Diyanet İşleri Başkanlığı

Yayın Bilgileri

Yayın Tarihi 2025
Kategori İslam Nedir?
ISBN

MÜSLÜMAN ÜLKELER NEDEN FARKLI GÜNLERDE BAYRAM YAPIYOR? KİM HAKLI?

Yıllardır Müslüman ülkelerin ramazana başlama ve bayram etmede müşterek davranmadıkları, birbirine yakın ülkelerin bile farklı günlerde oruca başladıkları veya ramazana son verip bayram yaptıkları dikkati çekmektedir.

Durumun, ulaşım ve haberleşme imkânlarının kısıtlı bulunduğu eski devirlerde de böyle olduğu muhakkaktır. Fakat dünyanın küçüldüğü, ulaşım vasıtalarının baş döndürücü süratlere eriştiği, en uzak bölgelerle bile anında haberleşmenin mümkün olduğu 20. Yüzyılda bu dağınık görünüm çağdaş Müslümanlarca yadırganmaktadır. Çarpıcı bir misal olarak belirtelim ki Kuala Lumpur’da Kur’an yarışmasına katılan bir dostumuz, Pakistan’da, Kuveyt’te ve ülkemizde olmak üzere Kadir Gecesi’ni üç defa kutlayabilmişti.

1978 yılında da ramazana Türkiye, Afganistan, Fas, Nijerya 6 Ağustosta; Mısır, Suriye, Lübnan, Suudi Arabistan 5 Ağustosta başlamışlardır. Büyükelçiliklerden alınan malumat yanıltıcı değilse; Irak ve Kuveyt 4 Ağustosta; Pakistan 7 Ağustosta ramazana başlamışlardır.

1978 yılında bazı ülkeler 2 Eylül akşamı şevval hilâli görünmüş gibi 3 Eylül’de bayram yapmış, bazıları bir gün sonra 4 Eylül’de bayram yapmışlardır. Elçiliklerden alınan malumat yanıltıcı nitelikte değilse Ramazan Bayramı 2-5 Eylül günlerinde kutlanmıştır. Yani tam 4 ayrı gün bayram yapılmıştır.

Artık her mümin dünya üzerinde takvim meselelerinde İslamî bir birlik ve beraberlik arzulamaktadır.

Geçtiğimiz yıllarda bir ara bu konuda müşterek hareket etmeyi sağlamak amacıyla beynelmilel kongre ve konferanslar tertip edilmiş, bazı kararlar alınmış, söz verme mahiyetinde bazı beyanlar yapılmıştı. (Ru’yeti Hilâl Konferansları) Fakat fiili birlik ve beraberliği hala sağlayamamış durumdayız. Bu ihtilaflı durumu ideolojik sebeplere bağlamak isteyenler de vardır. Onlarca, bazı mihrakların, Müslümanların ibadet vakitleriyle oynadıkları ileri sürülürken sırf yaşadıkları ülke rejimini protesto amacı ile cihad zihniyetiyle oruca içinde yaşadığı ülke insanlarından farklı başlayan, farklı son veren, farklı bayram yapan, ayrı günde namaz kılan heyecanlı kimselere rastlanıyor. Bu yüzden her sene uzun münakaşaların çıktığı, suçlama ve kavgaların yapıldığı, halkın şaşkın ve tedirgin duruma düşürüldüğü de bir gerçektir.

Görülüyor ki mesele son derece canlı ve aktüel, meraklı ve ilgi çekicidir. Bu konuyu bize pek çok kimse sormaktadır. O halde konuya dikkat ve ciddiyetle, bitaraf ve serinkanlı ilmî bir düşünce ve zihniyetle eğilmek mecburiyet olmuştur.

Biz konuyu mütehassıs kişiler ve ilgili-yetkili şahsiyetlerle temasa geçerek açıklığa kavuşturmak için, bir başlangıç ve temel olmak üzere aşağıdaki yazıyı hazırladık. Etüdlerimiz -inşaallah- devam edecektir. Önce bazı tespitlerimizi kaydedelim:

1985 (1405) Ramazanında Fiili Durum ve Müşahedeler

Geçen senelerdeki ihtilaflara düşmemek için yardımcı bir çalışma olmak üzere biz, ayın durumunu ve kamerî takvimi aylardan beri dikkatle takip etmekteyiz. Yurtdışından güvendiğimiz kimselerle telefon görüşmeleri yaptık, tespit ve gözlemlerini bize bildirmelerini istedik. Yurt içinde 20 kadar, ayı iyi gözleyebilecek, yerleşim merkeziyle aynı irtibatı sağladık. Aldığımız bilgilere şöyledir:

Suudi Arabistan 20 Mayıs 1985 Pazartesi günü ramazanı ilan etmiş ve oruca başlamıştır. Oradaki dostlarımızdan telefonla aldığımız malumata göre onlar şaban ayına da erken başlamış ve şaban 30 güne erişmiş olduğundan görerek değil mecburen ramazana geçmişlerdir.

Suudi Arabistan, ramazanı 29 gün olarak bitirerek 18 Haziran Salı günü bayram ilan etmiş ve bunun Düreyd dâhil dört Suud şehrinde bazı kimselerin yeni hilâli gözledikleri şehadetine istinad ettiğini radyoda belirtmiştir. (Hâlbuki o esnada Suud Prensi Faysal, Amerikan uydusu içinde uzayda bulunuyordu ve onun bile yeni ayın görülme haberini vatanından duyup bayram ettiği gazetelerde belirtiliyordu.)

Ortadoğu’da Mısır, Kuveyt, Libya gibi bazı ülkeler Suudi Arabistan’ın beyanına tabi olarak hareket ettiler.

Türkiye, 21 Mayıs 1985 Salı günü başladığı ramazana 20 Haziran Perşembe günü son vererek bayram yaptı İran’ında aynı şekilde hareket ettiği rivayet edildi.

Irak’ın 19 Haziran Çarşamba günü bayram yaptığı Iraklı bir yetkili âlim tarafından ifade edildi.

Amerika’daki bazı Müslümanlar Suudi Arabistan’a tabi olurken, diğer bazıları Salı akşamı bizzat hilâli görerek Çarşamba sabahı bayram yaptılar.

Avusturalya’daki Müslüman kardeşlerimiz salı akşamı hilâli görerek çarşamba sabahı bayram yaptılar.

Türkiye’deki müşahit kardeşlerimizin hiçbiri berrak havaya rağmen salı akşamı hilâli bizzat göremedi fakat çarşamba akşamı görenler bir hayli fazla idi.

Hatıra Gelen Sorular

Fiili durum ve müşahedelerin karmaşıklığı şu tarz soruların ortaya çıkmasına sebep olmuştur:

Dinen en doğru olarak hareket tarzı hangisidir?

Suudi Arabistan mı, Türkiye mi haklıdır, yoksa her ikisi de yanılıyor mu? Veya her iki ülkede de durumun farklı (ve doğru) olması mümkün ve caiz mi?

Ramazan gerçekte ne zaman başladı, ne zaman bitti?

Suudi Arabistan’ın görgüye dayandığı ve şer’î usullere uyduğu gerçek midir, yoksa o da aslında hesaba mı dayanmaktadır?

Türkiye’nin rasathane hesabına dayandığı biliniyor. Hesapta maddi hata ihtimali zayıf görülmektedir; acaba ayın tespiti durumunda her zaman hesapla karar verilemeyen ve ancak görgüyle anlaşılabilen bazı çift ihtimalli haller mi vardır? Hesap ile görgü çatışıp tearuz edince hangisini tercih etmek dinen ve aklen uygun olacaktır.

Bu ramazan ve bayram ilanlarına, bazı kimselerin öne sürdükleri gibi dinî, mezhebi, politik veya ideolojik baskı yapılma ve kasdi yanıltma ihtimali var mıdır?

Bir ülke Müslümanları bir başka ülkenin görme iddialarına ve ilanlarına uyabilir mi, uyacaksa hangi şartlarla uymalıdır?

Bu konularda birliği sağlamak doğruya uymak için neler yapılabilir?

Şimdi bu soruların cevaplarını vermeye çalışalım:

Meselenin Dinî Bakımdan ve Takva Yönünden Görünümü

Dinî bakımdan ramazan orucu farzdır. Ramazan kamerî bir aydır, her kamerî ay gibi başlaması ve bitimi yeni hilâlin görünmesine ru’yet-i hilâle bağlıdır; yani yeni hilâl güneş batarken garp ufkunda ilk görüldüğü akşam yeni ay da başlamış olur, ertesi gün yeni giren ayın 1’i sayılır. Bu usulü Araplar İslam’dan önce kullanırlardı. İslam bazı ibadetleri kamerî aylara bağladı. Bu takvimi ibka etti.

Kabul ve itiraf etmek gerekir ki ru’yet-i hilâl usulü son derece sade ve pratik bir çözümdür; avam ve havas, cahil ve âlim herkese uygun ve kolay bir çaredir. Böylece her seviyede ve bölgede yaşayan Müslümanlara, medeni imkânlara sahip veya onlardan mahrum, dağdaki, köydeki, sahradaki, şehirdeki, hatta ıssız ve ücra köşelerdeki herkese faydalanıp kullanabileceği şahane bir vasıta, harika bir vakit aleti verilmiş olmaktadır. Nitekim Kur’an-ı Kerim’de buyuruluyor ki:

“(Ey Resülüm) sana hilâllerden (yani ayın evrelerinden) sual ediyorlar, (cevaben) de ki: Onlar, insanlar ve hac için vakit ölçüleridir.” (el-Bakara, 2/189)

Eğer hava bulutlu, tozlu, sisli olur ve yeni hilâli görmek imkansızlaşırsa ne yapılacaktı? Dinimiz bu müşkülü de son derecede sade, pratik ve açık bir şekilde halletmiştir. Hz. Peygamber Efendimiz (s.a.s.) bu hususta, sahih kitaplar ve rivayetlerle bize gelen hadis-i şeriflerinde şöyle buyuruyor:

“Yeni hilâli görünce oruca başlayın, (ayın devri tamamlanıp) ikinci defa gene gördüğünüzde de iftar eyleyin (yani orucu bırakıp bayram yapın) eğer hava bulutla kapalı olursa içinde bulunduğunuz ayı 30 güne itmam ve ikmal edin; sakın tereddüte düşüp ihtiyat olsun diye şabanın son günü oruç tutmaya kalkmayın…” (Bk. Bakara Süresi 183-187. ayetleri tefsirleri, ilmihal ve hadis kitaplarının oruç ve hilâl bölümleri)

İslam dini, kulların tereddüde düşüp moralleri bozulmaması için ramazanın ve kurbanın sevabına teminat vermiş, hasbel-beşeriyye hatalı zamanlamalar yapılsa bile sevabın eksiksiz kazanılacağını bildirmiştir. Nitekim Ebu Bekir (r.a.)’den nakledilen bir hadis-i şerifte Peygamber (s.a.s.) Efendimizin şöyle buyurduğu belirtiliyor: “İki ay (dâhilindeki ibadetler hükmen tamdır) nakıs olmazlar (sayıca eksik olsalar bile…) Bunlar iki bayram ayı olan ramazan ve zilhiccedir.” (Sahih-i Buhârî Terc. VI/ s. 257)

Ru’yet Yerine Hesap Olur mu?

Dinî emir herkese hilâli araştırma ve gözlemeye yöneliktir. Bu en aşağıdan bir farz-ı kifayedir. Bunun böyle olması gerektiği de gün gibi aşikâr bulunuyor. Çünkü, değil sadece eski, tarihi devirler, günümüzde dahi medeni alet ve vasıtalardan yoksun, mahrumiyetli nice Müslüman halk vardır, bir kısmı yaşadığı ülkede hor ve azınlık durumundadır, yani başındaki idare ona dinî ibadetlerinde yardım şöyle dursun, inancını ve ibadetini engellemeye çalışmaktadır. Ayrıca herkes hesap ve astronomi bilmez, bilmekle sorumlu tutulamaz. Fakat acaba ayı hesapla tespitin dinî hükmü nedir? Ekseriyetle fukahâ, “hava bulutlu olunca ayı 30’a tamamlayınız” emrini, astronomi hesabını reddeden veya lüzum bırakmaz mahiyette görmüşlerdir. Azınlıkta olan bir kısım âlim ise hesaba müracaatın lüzumunu kabul etmiştir. Kadı İyaz, “selefi salihinin icmaı, bunlar aleyhine hüccettir” diyor. İbn-i Bezize, “Bu mezhep mezheb-i batıldır” demiştir. Hafız İbni Sübkî bu mevzuda müstakil bir eser yazarak hesaplamaya taraftar olmuş, Zerkeşi de ona uymuştur. İbni Hacer Remli ve İbn Dakîki’l’Îd ise ona karşı çıkmıştır.

Neticede bu konuda üç görüş belirmiştir:

1. Ehl-i hesabın hesaplarına uyma gerekli ve zorunlu değildir.

2. Ehl-i hesabın hesaplamasına dayanmakta beis yoktur (Kadı Abdülcebbar ve Cem’ul Ulûm sahibi)

3. Gereken meselelerde muhakkak ehl-i hesaba sorulması ve onların cevaplarına göre hareket edilmesi lazımdır.

Zamanla ibadetlerde hesaba dayanma ihtiyacı genişlemiş, camilerin yanına muvakkıthaneler yapılmış, müneccim ve muvakkitler vazifelendirilmiş görülüyor. Türkiye’de de Cumhuriyet ilanından sonra Diyanet İşlerinin fetvası ile hesaplama işleri rasathaneye verilmiştir. (Bk. Sahih-i Buhârî Terc. VI/259-262)

Ancak;

Kamerî ay 29 gün 12 saat 44 dakika 28 saniyedir. Hâlbuki oruç tam gün tutulacaktır. Demek ki hesap zaten fiili duruma uymamaktadır.

Hesap akıl yürütme ve bazı temel hesapları kabul etme noktasından hareket eder, nazaridir; müşahede kuvvetinde olamaz.

Hesaba göre kavuşum; ictima halinden sonra ay nazari olarak hilâl haline geçmeye başlar, bu ise fiilen hilâlin görünebilme imkânı doğma zamanından bir hayli önce olur. O kabul edildiği takdirde (ki aklen öyle yapmak mecburidir) hadis-i şeriflerin emri çiğnenmiş olacaktır. Demek ki bu noktada hesap ve görme çatışma halindedir.

Yakın yıllara kadar yapılmış hesaplarda yanlışlıklar müşahede edilegelmiştir; mesela 1977’de Fatih Camii cemaati ramazanın 29’unda akşam namazı kılıp çıkınca garptaki ufukta Şevval hilâlini topluca müşahede etmişlerdir. Buna göre ertesi gün olan 13 Eylülde bayram olmak gerekirken takvimlerimizde ramazanın 30’u olan 14 Eylül tarihi bayram olarak yazılı bulunmuştur.

Aynı şekilde Diyanet İşleri Başkanlığı geçtiğimiz senelerde muhtelif bölgelere kendi müşahitlerini yeni ayı gözlemeye göndermiş ve ismi bizde mahfuz bir Din İşleri Yüksek Kurulu üyesi etrafındaki ahali ile birlikte yeni hilâli gördüğü halde durum takvimde başka türlü görülmüştür. Görülüyor ki, bu husustaki muteber tutum müşahededir; fakat müşahedenin ilim ve hesapla teyidi de şarttır. Çünkü zaman zaman para için dinini ve vicdanını satıp yalan yere şehadet edebilecek birkaç fasık da görülebilmiştir. (Bk. Elmalılı M. Hamdi Yazır Tefsiri, C.1, s. 650-652)

Ayın Nasıl Gözleneceği

Bilindiği gibi ay dünya etrafındaki dönüşümünü 29 gün 12 saat 44 dakika 28 saniyede tamamlamaktadır. Küsurat dolayısıyla kamerî aylar bazen 29 ve bazen de 30 çeker. Bu önceden söylenecek intizamda değildir; yani bazen peş peşe iki tane 29 veya iki tane 30 gelebilir. Yani bir ayın başladığını belirten yeni hilâl batı ufkunda güneş batmasından sonra çok ince olarak görülür. Bu ilk ayların ufukta kalma müddeti de değişiktir (takriben 5 ila 50 dakika). Ertesi gün akşamı görünme müddeti takriben 48 dakika daha uzar. Böylece gittikçe batması geceye doğru kayar. Takriben 7. günde tam yarım ay (Quarter moon: İlk dördün) olur ki dolunayın kesmece tam yarısıdır. 14. Günde dolunay bedr-i kamil haline gelir. Bu günkü durumu tam dairevidir. Hâlbuki 13 veya 15. günlerde biraz eksiklik dikkatli bir göz tarafından hemen fark edilir.

Bundan sonra ayın aydınlık yüzü eksilmeye başlar. 3. haftada yani 21. günde yine yarım ay haline gelir. Müteakip günlerde incelmeye devam ederek yine hilâl haline döner ki bu ay sonundaki hilâle eski hilâl, bölme hilâl adı verilir. Başlıca özelliği sabah namazlarında ve doğu tarafında görünmesidir.

Ay en ince hilâlden sonra bir gün hiç görünmez. Bunun sebebi, Ay’ın Dünya ile Güneş arasına gelmesi, karanlık yüzünün Dünya tarafında, aydınlık yüzünün ise tam ters istikamette, yani arkada kalmasıdır. Ay’ın bu Dünya ile Güneş’in hizasına gelmesine Kavuşum; İçtima hali denir. Bunu takiben yeni hilâlin görünebileceği durum oluşabilmesi için ayın bir müddet daha seyir ederek yana kayması şarttır ki bu müddet takriben 12-16 saat olarak belirlenmektedir.

Bilinmesi gereken bazı malumat ve bunlara göre Suudi Arabistan’ın tenkidi:

Ay’ın, Güneş ve Dünya ile aynı hizaya geldiği içtima vaktini tespit kesinlikle yapılabilmekte ve dünyanın çeşitli meşhur rasathaneleri buna ait vakit cetvelleri hazırlayarak neşretmekte ve bu herkesçe bilinmektedir.

Türkiye’de de “Vakit ve Hesap İşleri Uzmanlığı” adı altında bir daire kurulmuş ve vakit cetvelleri, hilâlin durumları ve takvimler bu daire tarafından oluşturulmaktadır.

İctima vaktinden önce veya o sırada, yeni ay katiyyen görünmez hatta ondan sonra (tespitlere göre 12-16 saat) geçmeden yeni hilâli müşahede edebilme imkânı doğmaz.

Hâlbuki Suudi Arabistan 1985 Ramazan Bayramı’nı içtima saatinden çok evvelki bir vakitte (takriben 18-19 saat önceden) ilan etmiştir. Suudi Arabistan Salı günü bayram yapmıştır. Hâlbuki içtima saati ancak o salı günü saat 15.14 (üçü çeyrek geçe civarında) de olacak idi. İçtima saatinin akşama çok yakın olması sebebiyle salı akşamı bile yeni hilâli Asya-Afrika-Avrupa kıtalarından görmek mümkün değildi. Nitekim aradaki büyük zaman farkı (yarım gün) dolayısıyla ay inkişaf ettiğinden ancak Amerika’da görülebilmiş ve orada çarşamba günü bayram yapma hakkı doğmuştu. Bu esnada ise biz çarşambayı perşembeye bağlayan akşam vakitlerini yaşıyorduk ki bizde de o akşam hilâl görüldüğünden perşembe bayram yapma imkânı olmuştur.

Suudi Arabistan’ın ilanının erken olduğu, çeyrek ay ve dolunay gecelerinde, ayın durumunun incelenmesi de kesinlikle ortaya koymuştur. Onlara göre çeyrek ay gecesinde ay dolgun bir hilâl halinde idi. Gerçek çeyrek ayda onların takvimi ayın
8 ve 9’unu gösteriyordu.

Bu müşahedelerden (yeni bilgiler) anlaşıldığına göre Suudi Arabistan yetkilileri de hilâli görmeden ve hesap cetvellerine bakıp içtihad ederek ilan yapmaktadırlar.

Suudi Arabistan’ın bu hareket tarzını izahta üç ihtimal akla geliyor:

Kifayetsiz görgü şahitlerine itibar edilmesi içtihadına,

Eski hilâli yeni sanmaları ihtimali,

Suudi Arabistan’ın kendi mezheplerinin veya âlimlerinin verdikleri fetvaya dayanarak yürüttükleri muhakeme tarzı ki tahminen şöyle olabilir:

Hilâl, rasathanelerce ilan edilen kavuşum (içtima) zamanını takiben nazari olarak teşekkül ediyor. Bunu dünya üzerinde isterse hiç kimse görmese bile olabilir. O vakit, gündüzün bir saatine rastlarsa hilâl görülmeyecek bir halde dahi (bu yıl olduğu üzere kavuşum vakti bile girmese) o günün sahurunda oruca başlanmalıdır ki kavuşum saatinde oruçlu bulunabilsin… vs.

Bu tarz bir muhakemenin Hanefî, Şafiî, Malikî ve Hanbelî mezheplerinin klasik ana kaynaklarında kabul edilmeyeceği, onların ancak hilâli gördükten sonra ertesi günü oruca başlanılabileceğini (veya bayram edileceği) kanaatında olduklarını, ayet ve hadislerin de bu manayı taşıdığını da özellikle belirtelim.

1969 Malezya Kuala Lumpur ve 1973’de Kuveyt’te yapılan İslam ülkeleri Konferansında alınan karar gereği ictima’ı takip eden bir sonraki günün yeni ay başı olacağı kabul edilmişti. (Bu konuda Elmalılı Hamdi Yazır Tefsirinin 1. Cildinin 649. Sayfasında “Zahiri halin tekzip edeceği habere haber-i sadık nazarıyla bakılamaz.” diyerek hesabı bile hilâlin görülmesinin yanıltacağını ifade etmiştir.)

Bu konuda göz önünde tutulması gereken başka hususlar da vardır. Şöyle ki;

Suudi Arabistan’daki bizim dostlarımız ve hatta fezadaki Suudî Prensi yeni ayı pazartesi akşamı görmemişlerdir.

Bizler bir gün sonra olan salı günü dahi hilâli gökyüzünde hava berraklığına rağmen göremedik.

Hem ülkemizde hem de Suudi Arabistan’a umreye giden tanıdıklarımız orada, pazartesi sabahı eski hilâli doğu ufkunda açıkça görmüşlerdir. Sabahleyin eski hilâl göründüğünde, akşama yeni ayın yeni hilâlinin görülmesi imkân dâhilinde değildir. Çünkü orada içtima vakti ve onun her iki tarafındaki (öncesinde ve sonrasındaki) gelişme zamanı hilâllerin görünebilme imkânı doğuran zaman vardır. Bunlara rağmen yaptığımız araştırmalarda, Vakit ve Hesap İşleri Uzmanlığından aldığımız bilgilere göre ramazanın başlangıcı şöyle olmuştur:

19 Mayıs 1985 Pazar günü Greenwich saati ile saat 21.42 de İCTİMA olmuştur. 20 Mayıs 1985 Pazartesi günü Greenwich saati ile saat 14.38’de (Türkiye saati ile 17.38’de) RU’YET vaki olmuş ve hilâl ilk defa Pakistan’ın güneyinden görülmeye başlanmıştır.

Suudi Arabistan içtimaı takip eden 20 Mayıs 1985 Pazartesi günü oruca başlamış, Türkiye ise RU’YETİ esas alarak RU’YETİ takip eden 21 Mayıs 1985 Salı günü oruca başlamıştır.

Ramazanın Başlangıcı ve Bitimi

18 Haziran 1985 Salı günü Greenwich saati ile saat 11.59’da (Mahalli Türkiye saatine göre 14.59’da) içtima olacaktır. Yani Dünya, Ay, Güneş aynı doğrultuda bulunacaktır. Hilâlin görülebilmesi için ayın içtima halinde bulunduğu doğrultudan 8⁰ açılması gerekmektedir. Bu açılımı 12-16 saatte tamamlar ki, 19 Haziran 1985 Çarşamba günü Greenwich saati ile saat 02.33’de, mahalli saatle 05.33’de ru’yet olacaktır. İçtimadan 14 saat 34 dakika sonra hilâl ilk defa Orta Amerika’nın batısından görülebilecektir. Türkiye’den ise güneş batmasını müteakip ramazan hilâline göre biraz daha kalınca gözükecektir. Çünkü ramazan hilâli Pakistan’ın güneyinden görülmüş, Türkiye’ye gelinceye kadar 3 saat bir zaman geçmiş ve 3 saat kalınlığında olmuştur. Şevval hilâli ise Orta Amerika’nın batısından görülmüş ve Türkiye’ye gelinceye kadar 14 saatlik bir zaman geçmiştir. Oysaki bunun teknik olarak olması hiç mümkün değildir.

Suudi Arabistan 18 Haziran 1985 Salı günü sabah 06.00’da bayram namazını kılmıştır. Hâlbuki mahalli saate göre 14.59’da içtima olacaktır. İctima’dan önce bayramı ilan etmek suretiyle yanlış beyanda bulunarak bütün İslam alemini yanıltmışlardır.

Sonuç ve Teklif

Ramazanı ve bayramı hesap ile değil, görmeye dayanarak yapmak gerekir.

Kanuna madde ilave edilmeli, hesaba rağmen görgü olursa Diyanet İşleri Başkanlığı ilan etsin.

Suudi Arabistan hesaplamalarının prensiplerini tekrar gözden geçirmeli, hilâli görme fiilen mümkün olmayacak zamanlarda ramazan veya bayram ilan etmek suretiyle İslam âlemine ters düşmemelidir.

Bizler kendi ülkelerimizde kendi gözlemlerimize dayanmalı ve körü körüne kimseyi taklit etmemeliyiz.

Bir dahaki ramazana kendimizi eğitip hazırlayarak tecrübeli halde girmeliyiz.

Bu makale, Dr. Mahmut Kaleli müstear ismiyle Prof. Dr. Mahmud Es’ad Coşan tarafından İlim ve Sanat Dergisi’nin Temmuz-Ağustos 1985 tarihli 2. sayısında yayınlanmıştır.

Ru'yet-i Hilal
MÜSLÜMAN ÜLKELER NEDEN FARKLI GÜNLERDE BAYRAM YAPIYOR? KİM HAKLI?
10:23
34:23