Kendine Geç Kalma

Diyanet İşleri Başkanlığı

Yayın Bilgileri

Yayın Tarihi 2025
Kategori İslam Nedir?
ISBN

BİR KUSUR GÖRDÜN İSE...

“Ey iman edenler! Zannın çoğundan sakının. Çünkü zannın bir kısmı günahtır. Birbirinizin kusurlarını ve mahremiyetlerini araştırmayın. Birbirinizin gıybetini yapmayın. Herhangi biriniz ölü kardeşinin etini yemekten hoşlanır mı? İşte bundan tiksindiniz! Allah’a karşı gelmekten sakının. Şüphesiz Allah tövbeyi çok kabul edendir, çok merhamet edendir.”

(Hucurât, 49/12)

Dört Hintli Müslüman bir mescide namaza girdiler. İbadet etmek için rükûya vardılar, secde ettiler. Her biri niyet etti tekbir getirdi, kendi noksanlarının, hatalarının idraki içinde, ihlas ile namaza başladılar. Bu sırada mescidin müezzini geldi. Namaz kılan Hintlilerden biri, kendisinin namazda olduğunu unutarak; “Ey müezzin” dedi “Ezanı okudun mu? Yoksa daha vakit var mı?” Öbür Hintli namaz içinde olduğu hâlde, “Sus be kardeşim; söz söyledin namazın bozuldu.” diye söylendi. Üçüncü Hintli ikincisine “Be kardeşim” dedi. “Ona ne kusur buluyorsun? Sen de namazda söz söyledin sen kendine bak sen öğüdü kendine ver.” Dördüncüsü de “Allah’a hamd olsun ki, üçünüz gibi ben kuyuya düşmedim, yani ben de sizin gibi namazda konuşarak namazımı bozmadım.” dedi. Böylece dördünün de namazı bozuldu.

Çok zaman yaptığımız kusur bulmalarımız buna benzemez mi? Hele ki ayan beyan bir kusura şahit olmayalım. Tammışız yanılsamasıyla, eksikliklere yöneliriz tüm dikkatimizle. Eksik, kusur, hataya öylesine kaptırırız ki kendimizi, kendiliğimizi unuturuz. Doğrularımız buharlaşır âdeta. Kendimiz ve kendimiz olmakla alakamız kopar, bize göre doğru olanla eleştirirken karşımızdakinin kusurlarını, bizim doğrularımız da kalmaz. Ancak biz bunu fark etmeyiz bile. Namazı bozulan Hintli Müslüman gibi, diğerinin doğrultması gerekene kaptırırız kendimizi, kendi doğrultmamız gerekenlerden bihaber.

Hâlbuki insanın kendisiyle yüzleşmesi gerekmez mi? Payına düşen ömür sermayesini, kendini doğrultmaya harcasa bile yetişemeyecek bu vakti, başka kusurlara başka hayatlara adamak akıl kârı mıdır? İyi ve halis niyetle, emri bi’l ma’ruf nevinden olmayan, iyiliği değil kusuru hedef alan kusur avcılığı kimin hanesine artı olarak yazılır? Oysa, bir kere de aynaya kendine ermek için bakmaya niyet almakla ne çok şey doğrulur. Diğer yandan kendisiyle yüzleşmeyen insan, yüzsüzleşmeye yüz tutar. Sözü itibar görmez, havaya karışır söyledikleri. “Ey iman edenler! Yapmayacağınız şeyleri niçin söylüyorsunuz?” (Saf, 61/2) ayeti kerimesi bunu bize en çarpıcı şekilde ifade eder. Yapmadığınız şeyleri söylemeyin, beyhude iş görmeyin der âdeta.

Öte yandan insan zaafları sebebiyle, eksiklikleri olan bir varlıktır. Ancak bu eksik ve kusurlu yanlarının bilinmesini arzu etmez. Gizlemek, üstünü örtmek ister. Kullarını yaratan Rabbimiz, “Settar” ismi hürmetine, insanın yardımcısı olur. Rabbin inayetiyle insan bu dünyada kusurunu gizler. Ancak akıbetlerin aşikâr olduğu gün hiçbir şey gizli kalmaz. İnsan, Rabbinin ne denli kusurunu örtmesine yardım etmesini isterse kendi de bir başkasına aynı muameleyi göstermelidir ki, Sevgili Peygamberimiz (s.a.s.) bu konuda “...Kim bir Müslümanın ayıplarını örterse, Allah da dünya ve ahirette onun ayıplarını örter...” (Müslim, Zikir, 38) buyurmuştur. Mevlânâ ise bu konuda gece gibi olmaktan bahseder. Bu latif tavsiye, karanlıkta insanın yolunu aydınlatır bir nevi. Mümin kardeşliğinin birbirine güven vermesi, koruyup kollamasıdır bu gece gibi olma hâli. Hangimiz etrafımızdakilerin gece gibi olmasını istemeyiz ki zaman zaman? Kusur avcılığının insanların arasına sokacağı nifakı çok iyi bilen Sevgili Peygamberimiz (s.a.s.), “Bazılarına ne oluyor ki şöyle yapıyorlar” diyerek genel ifadelerle dile getirmiştir yanlışlığı. Kimseyi halkın içinde mahcup etmeden, suçlayıcı ve kusur bulucu olmaktan uzak nahif bir tavırla yapmıştır rehberliğini. İşte bu tavırla, gönül alınır, gönle girilir, gönüller fethedilir. Kusurlar varsa, ancak bu yolla düzelir. Kusur avcılığı değil, iyiliği gözetmek, karşıdakinin Allah için iyilik üzere olmasını istemektir asıl kardeşlik.

“Kim, kardeşini bir suç ve günahı sebebiyle ayıplarsa, onu işlemeden ölmez.” (Tirmizi, Sıfatü’l-kıyâme, 53). Sevgili Peygamberimizin (s.a.s.) bu uyarısında da iyi niyetten uzak kusur avcılığının dünyada da insanın ayaklarına dolanacağı, kişinin ayıpladığı her ne ise yaşamadan ölmeyeceği ifade ediliyor. Ayıplanmak, utandırılmak gibi insanın en çok onurunu zedeleyecek hâllerin, Allah’ın merhameti ve adaleti üzere karşılıksız kalmaması bu işin başka bir boyutunu teşkil ediyor. Sahi Allah’a havale edilen hangi iş askıda kalmış ki?

Kendine Geç Kalma
BİR KUSUR GÖRDÜN İSE...
10:23
34:23