Kendine Geç Kalma

Diyanet İşleri Başkanlığı

Yayın Bilgileri

Yayın Tarihi 2025
Kategori İslam Nedir?
ISBN

İYİLİKLERİ ÇOĞALTMA VAKTİ

“Hayat, inanan ve salih ameller işleyenler dışında hiç kimsenin kazanamadığı bir oyundur.”

Aliya İzzetbegoviç

Zerre miktarınca da olsa iyilik yapması emredilen insana, hangi amelin hangi akıbetle yüklendiği bilgisi verilmez, insandan istenen salih amelde devamlı olmasıdır. Küçümsemeden, azımsamadan, salih amel fırsatlarını bulmasıdır asıl olan. Bu fırsatlar, kapısına gelir çok zaman, ayağının dibine kadar. Kimi bu fırsatları görür, buyur eder, kimi kapıdan kovar, küstürür. Ayağına kadar gelen fırsatlar da ayağına gidilenler de bir arayış serüvenidir. Kurtuluş arayışı... Ama bu arayış öyle bir hâl alır ki, süreç içinde saklı lezzeti keşfeder insan. Salih amel, dünyadayken daha güzelliğini filizlendirmeye başlar. Ancak bu lezzetler numune hükmündedir. Rahim olan Rabbin, vadettiği lezzetler ötede bambaşka bir hâl alacak, buradaki lezzetlerin gölgede kalmış numuneler olduğu görülecektir. Elbette ki numunelerden, asıl lezzetlere yürümek; tam da Necip Fazıl’ın ifade ettiği gibi “Devler gibi eserler bırakmak için, karıncalar gibi çalışmak lazım.” şeklindeki gayretle mümkündür ve vazifeyi küçümsemeden tam manasıyla, ümitle korku arasında, vazifeyi kuşanarak...

Vaktiyle bir padişah, kendisine bir vezir bulmaya karar verir ve kocaman bir kapı yaptırır. Yaptırdığı kapının ortasına da onlarca kilit taktırır. Kimi kilit, kimi halka kilit derken baştan aşağı her yer kilit dolar ve sonra vezir adaylarını bir bir çağırır. İlk giren adama sen der, benim vezirim olmak istiyorsun değil mi? O da evet der. Eğer benim vezirim olmak istiyorsan şu kapıyı anahtar kullanmadan, levye kullanmadan hiçbir alet edevat kullanmadan açmanı istiyorum. Vezir adayı döner bakar kapıya. Padişahım bu mümkün değil! Kaldı ki anahtar bile olsa bu kapıyı açmak saatler sürer, der. Padişah, peki sen çık öteki gelsin der. Öteki gelir, padişah ona da aynısını söyler. O da efendim anahtar bile olsa deyince, tamam tamam der Padişah, çık öteki gelsin öteki gelsin derken hepsi gelir, en son vezir adayı girer içeri. Padişah, “Sen vezir olmak istiyor musun?” diye sorar “Evet” der vezir adayı. Peki, eğer vezir olmak istiyorsan şu kapıyı anahtarsız, levyesiz hiçbir alet edevat kullanmadan açmanı istiyorum. Adam, kapıya şöyle bir bakıp döner ve padişaha, devletli sultanım aslında aklım der ki bu kapı böyle açmaya açılmaz lakin bize itmek düşer. Elini şöyle kapıya uzatıp hafif dokunarak ittiğinde kapının açılıverdiğini aslında bu kilitlerin hiçbirinin kapalı olmadığını görür. Bütün kilitler açıktır ve adam padişahın veziri olur.

Kurtuluşa sebep bazen bir kapı olur, hiç açılmaz zannedilen, bazen suya muhtaç dilsiz bir hayvan, belki ilim taliplisine öğretilen bir küçük öğüt, belki beli bükülmüş yaşlıya götürülen bir kap çorba ya da ufak bir gülümseme küçük bir çocuğa ve daha nice salih amel...

Bazı ameller vezir eder insanı, bazıları rezil... İşte insanı vezir eden amellerdir, salih olanlar... Hem dünya makamı ve lezzeti getirir beraberinde hem de ötelere açılan kapılardır... Kapıların anahtarı ise samimiyettir, ihlastır.

Sevgili Peygamberimiz (s.a.s.), üç dua ehlinden bahseder sahabeye, tam da bu konuyla alakalı olarak...

Geçmiş zamanlarda yağmurdan kaçarak mağaraya sığınan üç kişi, bir kayanın yuvarlanıp mağaranın ağzını kapatması üzerine çaresiz kaldılar ve bunun üzerine şöyle dediler:

“Allah rızası için yaptığımız iyi amellerimizle dua edelim. Belki bu sayede Allah mağaranın kapısını açar.” İçlerinden birisi şöyle dua etti:

“Allah’ım! Benim ihtiyar ana babam vardı ve çocuklarım küçüktü. Ben sürü otlatarak onları geçindirirdim. Akşamleyin otlaktan dönüp eve geldiğim zaman süt sağar, çocuklarımdan önce ana babama süt içirirdim. Bir gün uzakta bir otlağa gitmiştim. Akşam oluncaya kadar sürüyü getirememiştim. Geç vakit geldiğimde onları uyumuş hâlde bulmuştum. Her zamanki gibi sütleri sağdım ve kabıyla getirip baş uçlarında dikildim. Onları uykularından uyandırmaya kıyamıyordum. Onlardan önce çocuklarıma süt içirmeyi de uygun görmedim. Çocuklar ise ayaklarımın dibinde açlıktan sızlanıyorlardı. Onlar uyurken, gün ağarana kadar bütün geceyi böyle dikilmekle geçirdim. Şüphesiz Allah’ım! Sen bilmektesin ki, ben bunu sırf senin rızanı kazanmak için yapmıştım. Bundan ötürü bizim için mağaranın ağzında bir gedik aç da, oradan gün ışığını görelim!” Bunun üzerine taş bir parça açıldı, lâkin çıkılacak gibi değildi.

İkincisiyse amcasının kızını çok seviyordu. Dar zamanında kendisine muhtaç olmasını fırsat bilerek onunla birlikte olmak istemiş, kız da yüz dinar getirirse buna razı olacağını söylemişti. Çalışıp yüz dinarı kazanan genç, amcasının kızıyla birlikte olacağı sırada onun, “Ey Allah’ın kulu, Allah’tan kork! (Nikâh olmadan) benimle birlikte olma.” demesi üzerine bundan vazgeçti. “Allah’ım! Şüphesiz bilmektesin ki bunu sırf senin rızan için yaptım.” diyen adam bunun hatırına mağaranın kapısının açılması için dua edince mağaranın ağzı biraz daha açıldı. Fakat yine çıkılabilecek derecede değildi.

Üçüncü şahıs da belli bir miktar pirinç karşılığında tuttuğu işçinin ücretini almadan gitmesi üzerine o pirinci her sene ekip yetiştirerek karşılığında bir sürü sığır alıp çoban tuttuğunu anlattı. Daha sonra ücretini almaya gelen işçiye sürüyü ve çobanını alıp götürmesini söylemiş, şaşkınlık içinde kalan işçi de sürüyü ve çobanı alıp gitmişti. “Allah’ım! Sen de biliyorsun ki ben bunu sadece senin rızan için yaptım.” diyerek mağaranın açılması için Allah’a yalvardı. Bunun üzerine mağaranın ağzı iyice açıldı, onlar da mağaradan çıkarak yollarına devam ettiler. (Buhârî, Büyû’, 98; Edeb, 5)

İşimizin önüne çıkan taşları, kefede küçük pahada ağır amellerden hangisi kaldırır bilinmez. O hâlde vakit, ceplerimizi yoklayıp, kurtuluşa vesile hayırlı ameller muhasebesi yapma zamanı...

Kendine Geç Kalma
İYİLİKLERİ ÇOĞALTMA VAKTİ
10:23
34:23