Kendine Geç Kalma

Diyanet İşleri Başkanlığı

Yayın Bilgileri

Yayın Tarihi 2025
Kategori İslam Nedir?
ISBN

İŞLERİ ŞÛRA İLE OLANLAR

“(Dünyalık olarak) size her ne verilmişse, bu dünya hayatının geçimliğidir. Allah’ın yanında bulunanlar ise daha hayırlı ve kalıcıdır. Bu mükâfat, inananlar ve Rablerine tevekkül edenler, büyük günahlardan ve çirkin işlerden kaçınanlar, öfkelendikleri zaman bağışlayanlar, Rablerinin çağrısına cevap verenler ve namazı dosdoğru kılanlar; işleri, aralarında şûra (danışma) ile olanlar, kendilerine verdiğimiz rızıktan Allah yolunda harcayanlar, bir saldırıya uğradıkları zaman, aralarında yardımlaşanlar içindir.”

(Şûrâ, 42/36-39)

Issız bir adaya düşmek diye bir şey vardır bizde. Yanına ne alırdın sorusu takip eder bu varsayımı. Herkes önemsediği ne ise onu varsayar yanında adada kalacağı günler için. Bu bir nevi, tek başınalığın ürkütücü yalnızlığını ve biçare hayat sürmenin imkânını bulmaya çalışırken imkânsızlığın hissedilmesidir bir anlık bile olsa. Bu düşüncede derinleştikçe, acizliğini iliklerine kadar hisseder insan ve aslında diğer insanların, yeteneklerine, duygularına, aklına ne kadar ihtiyacı olduğuna kanaat getirir. Herkesin birbirinin ihtiyacını karşılayacağı şekilde programlanmıştır kâinatın düzeni. Sadece insanlar mı tüm kâinat birbiriyle dayanışma içindedir, kadın erkekle, yer gökle, beyin kalple, bitkiler hayvanlarla ve aslında her şey her şeyle... Her şey her şeyle onarılırken, hiçbir şeye ihtiyacı olmadığı sanrısı insanı istiğna denilen kibirle yoğrulmuş bir hâle sokar. Kendi kendine yeteceğini düşünmek, insanı Allah’ın yarattığı her şeyden ve bu düzeni hâkim kılan Rabbin kendisinden uzağa atar. Çünkü Allah, insana bu düzen içinde acziyetini tattırıp, tek ve asıl muhtaçlığın yalnızca kendisine olduğunu gösterir.

Dayanışmanın ve yardımlaşmanın en özel hâli ise istişaredir. İstişare, benim aklımın, tecrübemin, bilgimin yetişemeyeceği yerdeyim, yardıma ihtiyacım var demektir. Fakr ve acziyetin itirafı, kibir ve ucbun panzehiri, alçak gönüllülüğün ise emaresidir. İnsan, istişare vesilesiyle bilmediklerini öğrenir, bildiklerini teyit eder, hata ihtimalini izale eder. İstişare ile hata bile edilse, Rabbin af kapsamında gördüğü kısma dahildir. Çünkü ayette, “...Bir kere de karar verip azmettin mi, artık Allah’a tevekkül et, (ona dayanıp güven). Şüphesiz Allah, tevekkül edenleri sever.” (Âl-i İmrân, 3/159) buyurulmaktadır. Bir elin nesi, iki elin sesi misali, elin çok ötesinde işleyen aklın marifetlerini çıkarır ortaya istişare. “...İş konusunda onlarla müşavere et...” (Âl-i İmrân, 3/159) diye vahyedilerek, Sevgili Peygamberimizin (s.a.s.) örnekliğinde başvurulması istenen diyalog şeklidir istişare ve bundan dolayı bu önemli prensip Peygamberimizin (s.a.s.) her alandaki kararlarında uyguladığı bir yöntem olmuştur. Onun savaş esnasında stratejik kararlarda, ailevi konularda, ilim meclislerinde müşavere ile kararlar aldığına sıkça rastlıyoruz güzide hayatında. Hudeybiye Antlaşması yapıldıktan sonra, anlaşma maddeleri sahâbeye ağır geldiği için, ihramdan çıkma emri almalarına rağmen bu konuda yavaş davranmışlardı. Hz. Peygamber (s.a.s.) bu duruma çok üzüldü. Eşi Ümmü Seleme’nin (r.a.) yanına geldi, karşılaştığı durumu ona anlattı. Ümmü Seleme, Hz. Peygamber’e sahâbenin yanına çıkmasını hiç kimseyle konuşmadan kurbanını kesmesini ve başını tıraş etmesini söyledi. Hz. Peygamber (s.a.s.) de aynen onun dediği gibi yaptı. Hz. Peygamber’i (s.a.s.) gören sahâbe de kurbanlarını kesip birbirlerini tıraş etmeye başladılar. (Buhârî, Şurût, 15.) Görüldüğü gibi, hayırlı kararlara isabet noktasında, insan bazen eşine, bazen arkadaşına, bazen hocasına, bazen çocuğuna başvurup müşavere etmek durumunda kalabilir. Bu örnekte de görüldüğü gibi aslında, istişarenin canlı tutulması, değer ve kıymet veren bir iletişimin de canlı olduğunun göstergesidir. Fikri sorulan, aklına müracaat edilen kişi değer görmenin verdiği huzurla olgunlaşır, kemal bulur. Bundan başka tecrübi bilgiler de bize soranların sarp dağları aştığı, sormayıp danışmaya tenezzül etmeyenlerin düz yolda şaştığını nasihat verir. Ekmeğini yalnız yiyen, yükünü dişiyle taşır derler bizde. Bir kararın sonuçlarına, istişare ile varılmışsa, yükü taşımak daha kolay olur. Ortak akıl, ortak omuz vermeye sebeptir. Yoksa tek başına ağır sonuçları tek omuz taşıyamaz, çöker. Sıkıntılar paylaştıkça azalır, mutluluklar ise aksine paylaştıkça çoğalır. Özellikle başkalarını da ilgilendiren hususlarda tek başına hareket edilerek kararlar almak ne içinde huzuru aradığımız aileye huzur getirir ne verimli olmak istediğimiz iş hayatımıza ne de arkadaşlık hukukumuza. Bir arı nasıl ki tazecik balının yanında bir de zehri taşır küçücük vücudunda ve her ne hikmetse ne zehir bala ne de bal zehre karışır. Bunun ardındaki yüce kudrete teslim olarak, bal yapması ilham olunan arının mücadelesi misali, çiçek çiçek dolaşmak gerekir bazen. Bal toplayan arı misali önemli kararlarda, faydalı bilgiyi ve kanaati edinebilecek olduğumuz ehliyet ve dirayet sahibi kişilere varıp kapılarını çalmak gerekir ki Rabbimiz bu çaba neticesinde bize inayetiyle yol gösterir.

Belki de insanın doğru kararlar alabileceği doğru bilgi, burnunun dikinde değil de burnunun dibindedir, kim bilir?

Kendine Geç Kalma
İŞLERİ ŞÛRA İLE OLANLAR
10:23
34:23