Kendine Geç Kalma

Diyanet İşleri Başkanlığı

Yayın Bilgileri

Yayın Tarihi 2025
Kategori İslam Nedir?
ISBN

SURET Mİ, SİRET Mİ?

“Varsın, görenler seni bir ot sansın. Sen gül ol da senin uğruna ötmeyen bülbül utansın.”

Hz. Mevlânâ

Bakmak farklı, görmek çok farklıdır. Bakanın bakması basar ile ifade edilirken, görenin görmesi basirete dönüşür. Son zamanların en büyük amansız girdabı olan görüntü hastalığı, bakmaktan öteye geçmeyen, zarfa takılıp, mazrufla ilgilenmeyen, kabuktan geçip öze inemeyen bakma hâlidir. İhtiyaç diye bilinenin çok ötesinde, göz zevkini gidermeye yönelik bu tüketim çılgınlığı, birçok insanın hüsranının sebebi olmakta, buna rağmen bu illetin ağlarına her geçen gün daha da dolanılmaktadır. Hâlbuki, kabuk öz için vardır, zarf mektup için, paket hediye için... Dış tek başına anlamdan yoksun kalır, içindekiyle manayı bulur. İnsan da ancak özüyle, görünenin ötesindekiyle, içinde var ettikleriyle hakikatle buluşur. Akıl bilir, göz görür, kalp ise olur ve oldurur. “...Görmeyenle gören bir olur mu? Siz hiç düşünmez misiniz?” (En’âm, 6/50) ayetinde Rabbimizin vurguladığı ve bizleri ikaz ettiği husus da tam olarak budur. Görme hâli... Kalp ve aklın yoldaşlığında göz dağlar aşar, tek başına bakan göz düz yolda şaşar. Mevlânâ bu bakışı ne güzel ifade eder.

“Değirmen taşının dönüşünü gördün ya; bir de gel derenin suyunu seyret.

Havaya çıkan tozu toprağı gördün ya; bir de tozu toprağı estiren, havalandıran yeli gör...” Hasılı, dereyi ve yeli yaratana götüren bakış, basiret bakışıdır... Bir nevi sebepleri takip edip, adım adım yol almak ve nihai hedefe varmak. Rabbimizin bizden istediği de budur. Çünkü Rabbin nazarı da bu şekildedir. “Allah sizin şeklinize şemailinize ve mallarınıza bakmaz, kalplerinize ve amellerinize bakar.” (Müslim, Birr, 34) Suret odaklı bakmak, yanlışı çağırır. İstikameti bulmak için sîretin nazara alınması gerekir.

Bir gün padişah iki tane köle satın alır. Kölelerden biri çok temiz yüzlü, inci dişli, nefesi gül kokuludur. Diğeri oldukça çirkin, dişleri çürümüş, ağzı kokuludur. Padişah, o güzel yüzlü köleye ihsanlarda bulunarak onu hamama gönderir. Dişleri çürümüş, ağzı kokan köleyi ise yanına çağırır. Kendisini çok beğendiğini fakat arkadaşının kendisi hakkında çok kötü şeyler söylediğini belirterek, onun da arkadaşının kötü huylarını söylemesini ister. Fakat köle, arkadaşına toz kondurmaz hep onu övücü sözler söyler. Padişah ne yaptıysa bir türlü o köleye arkadaşı hakkında kötü bir söz söyletemez. Nihayet ikinci köle hamamdan gelir. Padişah onu da sınamak için huzuruna çağırır. Ona övücü sözler söyler. “Sıhhatler olsun ne kadar zarif ve latif olmuşsun. Keşke öbür kölenin sayıp döktüğü kötü huyların da olmasa ne olurdu.” der ve onu da diğer köle gibi denemek ister. Bunun üzerine köle kızar, köpürür ve arkadaşı hakkında kötü şeyler sayıp dökmeye başlar. Biraz konuştuktan, arkadaşının kötülüklerinden bahsettikten sonra padişah onu susturur. “Yeter artık ikinizin de özünü, aslını anladım, onun ağzı kokuyor, senin ise için kokmuş, bundan sonra sen o doğru sözlü ve güzel huylu kölenin emrindesin haydi git.” der.

Padişah, surete odaklanıp hükmünü verseydi nice olurdu hüküm bekleyenlerin hâli... Oysaki adalet ve hakikatin, sîretin derinlerinde saklı olduğunu bildi. Renklere, ırklara, makama, rütbeye, şana, şöhrete, dış görünüşe paye verip insanın özüne sırt çevirmedi. Yaratılanı yaratandan ötürü sevmenin, sîrete erebilmek için fırsat ve imkân verebilmenin güzel bir örneğini teşkil etti.

Kays’a “Bu kara kıza nasıl böyle sevdalandın?” diye sorarlar. “Ona benim gözlerimle baktınız mı?” der Kays, Leyla’nın kalbinde gördüğü güzelliği suretinde de görmeye başlamıştır. Leyla’ya kavuşamayan çöllerin mecnunu Kays, bir süre sonra Leyla’nın güzelliğinde değil güzelliğin sahibinde, aşkta değil aşkın sahibinde bulmuştur kendini. Bakışını tene değil, cana dokundurmuştur. Aslında, asıl ve tek mesele de budur. Bu canı bu tene bahşedip, bu tenle bu canı giydiren, canlar canını bulmak...

Kendine Geç Kalma
SURET Mİ, SİRET Mİ?
10:23
34:23