Kendine Geç Kalma

Diyanet İşleri Başkanlığı

Yayın Bilgileri

Yayın Tarihi 2025
Kategori İslam Nedir?
ISBN

VERDİKÇE ÇOĞALANLAR

“Mallarını Allah yolunda harcayanların durumu, yedi başak bitiren ve her başakta yüz tane bulunan bir tohum gibidir. Allah, dilediğine kat kat verir. Allah, lütfu geniş olandır, hakkıyla bilendir.”

(Bakara, 2/261)

Verdikçe azalır, azaldıkça biter sandığımız ne varsa aslında verdikçe çoğalır, çoğaldıkça bereket olur her yere. Ufak bir gülümseme, sıcak bir selam, bir tas çorba, darlık gideren bir borç... Bitip tükenmez bir hazineye dönüşür verilenler, verenin cebinde. Hani bazı zamanlar vardır matruşka misali bitmez, biter de bitmez gibi olur, içine onlarca iş sığar. Ne bereketli gündü dedirtir. Aksi olur çoğu zaman da içine hiçbir iş koyamadığımız, içinde hiçbir iş bitiremediğimiz. Açıklamak zordur bu bereket hâlini. Ancak, insan eliyle, diliyle, kalbiyle yapması gerekeni yaparsa, berekete davetiye çıkar. Abdullah bin Mesud’un (r.a.) “Üzerine güneşin battığı, ömrümün eksildiği, ancak amelimin artmadığı bir güne duyduğum pişmanlık kadar, başka bir şeye pişmanlık duymadım.” diyen kalbin itirafı gibi bir duygu ancak bereketi çağıran davetiyenin satırları olabilir. Ya da Necip Fazıl’ın “Tohum saç, bitmezse toprak utansın! Hedefe varmayan mızrak utansın!” dediği gibi bir çağrı. İşin özü, daha fazla amel derdiyle dertlenmek aslında, iki günü eşit olmaktan esirgenmenin gayretini kuşanmak. Tam tersi hiç bitmeyecekmiş sanılan beyhude geçen ömür, vaktin kıymetini bilmeyen için kıymetsizlik sebebi olur. İşin de ömrün de bereketi kaçar. Tıpkı vermeye elimizin, dilimizin, kalbimizin gitmediği, ayak dirediği zamanlarda aşikâre hissedilen tükeniş duygusu gibi. Hâlbuki verince tükenen biteceği zannedilen şey değil, veremeyenin bizzat kendisidir. “...Allah, dilediğine kat kat verir. Allah, lütfu geniş olandır, hakkıyla bilendir.” (Bakara, 2/261) buyurur Rabbimiz. Hazineleri sonsuz, lütfu geniş olan Rabbin lütfuna mazhar olmuş mükerrem bir insanın tükenmesi mümkün müdür? Eli bereket, evi bereketle dolan insan tükenir mi? Peki kimdir bu mükerrem kişiler, eli evi bereket görenler? “Mallarını Allah yolunda harcayanların durumu, yedi başak bitiren ve her başakta yüz tane bulunan bir tohum gibidir...” (Bakara, 2/261) buyurulur ayette. Mallarını Allah için harcayabilenler, bereketin temsili buğday başağındaki habbe gibi bire yüz verirler. İşin özü hubb ile canı gönülden vermektir. Habbe hubb ile yeşerir, büyürür, neşvünema bulur. Bereket, gönlün derinliklerinde gizlidir öyleyse... Elin üstte olması değil, gönlün şefkatle sarmasıdır asıl mesele. Tıpkı Rabbimizin kudsî hadiste buyurduğu gibi bir yakınlaşma gayreti bereketin kapısını aralar. “...O bana bir karış yaklaşırsa ben ona bir arşın yaklaşırım, o bana bir arşın yaklaşırsa ben ona bir kulaç yaklaşırım. O bana yürüyerek gelirse ben ona koşarak giderim.” (Buhari, Tevhîd, 15)

Şayet kul bu yakınlığı kesbedebilirse, buluttan inen su bile yolunu bulup bereket olur insana. Nasıl mı?

“Bir adam kuru bir arazide giderken buluttan ‘Filancanın bahçesini sula!’ diye bir ses işitti. Sonra o bulut uzaklaşarak suyunu kayalık bir yere boşalttı. Suyun tamamı sel yollarından birinden akarak gitti. Adam da suyu takip etmeye başladı. Yolda, bahçesine gelen bu suyun yönünü düzelten birini gördü. Ona:

- İsmin nedir, ey Allah’ın kulu? diye sordu. O da:

- Ben filanım! diyerek adamın buluttan işittiği ismi söyledi. Bu sefer o sordu:

- Peki sen benim adımı niye sordun, ey Allah’ın kulu? dedi. Adam:

- Ben, sana şu suyu getiren buluttan bir ses işitmiştim, senin adını anarak ‘Filancanın bahçesini sula!’ dedi adam hayretle ve devam etti:

- Sen bahçende ne yapıyorsun? Adam, bahçe sahibinin nasıl böyle bir ikrama mazhar olduğunu merak etmişti. Bahçenin sahibi:

- Madem öyle, söyleyeyim. Ben bu bahçeden çıkan mahsule bakarım. Onun üçte birini sadaka olarak veririm. Üçte birini de ben ve ailem yeriz. Geri kalan üçte birini ise bahçeye iade ederim. Şeklinde cevap verdi.” (Müslim, Zühd, 45)

Bu lütuf bazen bizzat Rahman’ın eliyle olur, bazen de vesile ettiği kulları aracılığıyla...

Harun Reşit Veziri ile birlikte tebdili kıyafet dolaşırken bahçesinde hurma fidanları diken bir ihtiyar görür. Selam verir ve aralarında şu konuşma geçer:

- Kolay gelsin, ne yapıyorsun böyle?

- Hurma fidanları dikiyorum.

- Peki bu diktiğin hurma fidanları ne zamana kadar büyür ve meyve vermeye başlar?

- Kim bilir belki on, belki yirmi sene sonra yetişir ve meyve vermeye başlar.

- Peki onların meyvelerini görebilecek misin?

- Bu yaşlı hâlimle belki göremem. Ama bizden öncekilerin diktikleri ağaçların meyvelerini biz yedik. Biz de bizden sonrakilerin istifadeleri için bu hurma fidanlarını dikiyoruz.

Bu cevap Harun Reşit’in hoşuna gider ve bir kese altın verir. İhtiyar, Allah’a hamd eder ve şöyle der:

- Diktiğim ağaçlar hemen meyve verdi.

Bu söz üzerine Harun Reşit bir kese daha altın verir ve ihtiyar yine Allah’a hamd eder ve sonra şöyle söyler:

- Herkesin diktiği meyve ağaçları yılda bir defa mahsül verir, benim diktiğim fidan hem hemen meyve verdi hem de senede iki defa ürün vermeye başladı.

Hasılıkelam biz inşallah diyelim, inşa eyler Allah...

Kendine Geç Kalma
VERDİKÇE ÇOĞALANLAR
10:23
34:23