Kendine Geç Kalma

Diyanet İşleri Başkanlığı

Yayın Bilgileri

Yayın Tarihi 2025
Kategori İslam Nedir?
ISBN

GELDİK HER UĞRAYAN GİBİ

Biz ona iki göz, bir dil, iki dudak vermedik mi; iki apaçık yolu (hayır ve şerrin yolunu) göstermedik mi?

(Beled, 90/8-10)

İnsan, hatıralarında kendini bulmaya çalışıyor mütemadiyen... Sanki uzaklarda bir günden bakınca da bugünü hiç aramayacakmış gibi bir özlemle kıvranıyor hatıralarının içinde. Geçmişin izinde avunduğu duygular, bugünün lezzetini azaltıyor mu, daha mı artırıyor meçhul. Maksat, leziz bir tat bulmak mı o da meçhul... Hayat bütün bunlardan öte, bunlardan ziyade zamanda sıçramalarla kendini bulmak aslında. İki göz, bir dil, iki dudak ve bir de kalp verilen insan, yola revan ve önünde iki yol. Yollar anı sandıklarıyla dolu. Çok bilen de az bilen de iki küçük pencerecikle açılıyor, âlem-i ekbere. Gördükleri, bildikleri sonra söze döktükleriyle bir manzara veriyor bugüne dair. Öncesi, sonrası, anıları ve ânıyla yekpare bir ömür.

Beled suresinde, beldeye yemin edilen surede, insana verilen gözler ve lisandan sonra akabeden sual olunur. Bilir misin akabe nedir? Sarp yokuş. Nedir peki bu sarp yokuş? Ayetin devamında köle azad etmektir deniyor. Zahirdeki kölelik anı sandıklarında kaldı, ya şimdilerde yaşanan esaretler. İnsan kendini iki göz, bir dil, iki dudakla esir alabilir mi? Hazlara meze edilen bakış ve konuşmayla, çıkılır mı sarp yokuşlar? Hapsedebilir mi insan demir parmaklıklar arasına kendini? Evet... İnsan hep biriktirir. Biriktirdikleri koca yığınlarla yığılır önünde. Aşılması gereken koca yığınlar sarar tüm etrafını. İnsan kendi sarp yokuşlarını da tutsaklığını da etrafında devasa yığından duvarlar örerek koca dehlizlerini de kendi eliyle inşa eder aslında. “Biz onlara zulmetmedik. Fakat onlar, kendileri zâlim idiler.” (Zuhruf, 43/76) buyurduğu gibi Rabbimizin, insan kendine verilen azalarla işledikleri sebebiyle, kendi eliyle hazır eder ukbasını. Kendi eliyle taşır ateşini ya da sayebanını. İnsanın resimlerinin ve eşyalarının yaşadığı kadar bile yaşayamayacağı ömründe, ukbaya uzanan film şeritleri birikir önünde. Arkamızdan gülen yüzümüzle çektirdiğimiz fotoğraflara bakılırken, akıbetlerimizin de gülen bir simaya karşılık gelmesi için iki göz, bir dil, iki dudaktan müteşekkil simanın, hangi amellerde bulunduğudur aslolan. Kömür ve elmas gibi aynı karbon sayısına sahip şeyler nasıl da farklılaşır kimyaları değişince. Bundan sebep kara elmas dense de kömüre, kömür kömürdür sobada yakılan, elmas elmastır kasada saklanan. İnsanlar da ilk insandan bu yana aynı topraktan, aynı yapıdan. Beş duyusuyla insan hep aynı insan. Ama kimi kömür misali ateşe hazırlanan, kimi elmas cennete uzanan... Merhum Necip Fazıl’ın da dediği gibi, ne gelirse başımıza Hak’tandır; fakat geliş sebebi, Hak’tan ayrılmaktandır. Hak’tan ayrılan da Hak yolda olan da tarih yazdı bu dünyada. Kimi ibretlik kalıntılar bıraktı, kimi hoş sada...

“Onlar cehennemde, ‘Ey Rabbimiz! Bizi buradan çıkar ki dünyada iken işlemekte olduğumuzdan başka ameller, salih ameller işleyelim.’ diye bağrışırlar. (Onlara şöyle denilir) ‘Sizi, düşünüp öğüt alacak kimsenin düşünüp öğüt alabileceği kadar yaşatmadık mı? Size uyarıcı da gelmişti. Öyle ise tadın azabı. Çünkü zalimler için hiçbir yardımcı yoktur.’ ” (Fâtır, 35/37) Mühlet ne kadar bilinmez. Belki yarın belki yarından da yakın. Ama düşünüp öğüt alabileceğimiz sürenin verileceği ve ardından da ölümün ansızın geleceği hak. Şairin de dediği gibi, söylenmemiş sözün hasreti dudağındayken, çok da söyleyecek şeyi varken ölüm var bu işin sonunda...

Bir not; hasretini çektiğim sözler kalsın dilimin ucunda, bana kalbimin hasretiyle yandığını verin...

“Bu dünyaya gelen kişi
Âhir yine gitse gerek
Müsafirdür, vatanına
Bir gün sefer etse gerek.”

Yunus Emre

Kendine Geç Kalma
GELDİK HER UĞRAYAN GİBİ
10:23
34:23