Kendine Geç Kalma

Diyanet İşleri Başkanlığı

Yayın Bilgileri

Yayın Tarihi 2025
Kategori İslam Nedir?
ISBN

DOSTUN DİNİ ÜZERE OLMAK

Fıtratı itibariyle insan, yaratıcısıyla, insanlarla ve içinde bulunduğu ortamla kurduğu ilişkiler üzerinden sıfatlar yüklenir. İyi olması, cömert olması, mütebessim olması ve birçok sıfatı tek başına yaşayarak alabilmesi mümkün değilken, ancak ilişkiler ağı içinde, sıfatlarını gerçekleştirebilir. İlişkiler ağı içinde ise, insanın belki de diğer mecburi ilişkilerden ayrılmasına nispetle, en önemli ilişki şekli dostluktur. Kan bağı ile bağlı olduklarımızı seçemezken, dostluk üzere gelişen ilişkilerimizde seçimlerimiz, yönelimlerimiz devreye girer. İnsan mizacına, görüşüne, zevklerine, beklentilerine denk olduğu ölçüde ortak bir bağ kurar, dünyasına kabul ettiği kişiyle. Tam da bu sebepten, kişiye ayinedir, dostluk üzere geliştirdiği ilişkiler. Sevgili Peygamberimizin (s.a.s.) “Kişi dostunun dini üzeredir. Bu yüzden her biriniz, kiminle dostluk ettiğine dikkat etsin.” (Ebû Dâvûd, Edeb, 16) şeklindeki tavsiyesi, insanın filtreleri olmayan, şeffaf bir şekilde, en kalbî ve derinden kurduğu bu ilişkinin, iki yönlü etkilenmeye ne denli açık olduğunun da göstergesi niteliğindedir. Dostluk, en içten ve samimi duyguların yaşandığı, çok özel bir paylaşım alanıdır. Vefa, fedakârlık, îsâr, güven, samimiyet gibi en insani ve nahif duygular dostluk zemininde kesif bir hâl alır. Bu sebeple, dost elinden, dilinden gelecek her şey, kalbi hedef alır. Dolaysız ve dolambaçsız bir şekilde kalbi istila eder. Dost sahibi olmak kadar, dostun dini yani ahlakı üzere olacağını bilerek adım atmak da bir o kadar önemlidir. Misk ve körük teşbihi ile arkadaşlık ve dostluğu anlatan hadis belki bu konunun en güzel hülasasıdır: “İyi arkadaşla kötü arkadaş misk taşıyan kimse ile körük üfüren kimse gibidir. Misk taşıyan ya sana onu ikram eder yahut sen ondan (miski) satın alırsın ya da ondan güzel bir koku duyarsın. Körük üfüren kimse ise ya elbiseni yakar ya da ondan kötü bir koku duyarsın!” (Müslim, Birr, 146) Kim körük üfüren kimse eliyle elbisesini yakmak ister ki?

İnsanın severken veya buğzederken bu duygusunu sadece dünyaya meyille dünya için yaşaması da başka bir hüsran sebebidir. Dünyadaki zevk ve menfaat üzere kurulan ilişkilerin, sınandığı ve inceldiği yerden kopması mümkünken, ahirete uzanan ve asıl rızaya istinaden kurulan ilişkiler, rüzgâra direnen bir ağaç gibi köklenerek gelişir. Bu sebeple akıbetlerin ifşa olunacağı gün, “Yazıklar olsun bana, keşke falanı dost edinmeseydim!” (Furkân, 25/28) dememek için, dostluk hukukunu, Allah hakkı üzere kurmaya özen göstermek, ilişkilerimizin en önemli kriteri olmalıdır. Bütün bu ilişkileri kurarken, duyguların ölçüsünü kaçırmamak, israf etmemek, duygularımızın da bize birer emanet olduğunu gönülden ırak etmemek gerekir.

Gül alırlar gül satarlar
Gülden terazi tutarlar
Gülü gül ile tartarlar
Çarşı pazarı güldür gül

dediği gibi şairin, bir nevi gülden terazi tutmaktır dostluk ve gül pazarında olmaktır. Teraziyi gül ile tutmak gibi, ince ayarı şaşırmamak gerekir bu ilişkide. Hz. Ali’nin “Sevdiğini ölçülü sev, belki bir gün düşmanın olabilir. Kızdığına da ölçülü kız, belki bir gün dostun olabilir.” (İbn Ebî Şeybe, Musannef,
Evâil, 1) tavsiyesini, dünya yolculuğuna azık eylemek gerekir. Saygıyı, samimiyete kurban etmeden yürümek de bu hassas terazinin başkaca bir denge unsurudur.

Dost olmanın mayasında vefa ve emek vardır. Karşılık beklemenin veya kendi çıkarın için hareket etmenin bu mayayı bozması kaçınılmaz olur. Sevgili Peygamberimizin (s.a.s.) hayat boyu etrafından eksilmeyen hatta günden güne çoğalan dostları vefanın ve sadakatin dostluğun devamlılığındaki etkisinin en güzel örneğidir. Sıddık lakabıyla şeref mertebesi alan Hz. Ebû Bekir, dostluğun sadakat üzere tutmuş kıvamını ne de güzel anlatır bizlere. Çünkü dostluğa asalet veren, dostun doğrulayıcısı olmaktır. Keşke değil, iyi ki demektir. Kökleri dünyada tutunup, dalları baki kubbeye gölgelik olacak bir birlikteliktir. Belki de hayatın en zor deminde onun hâli ile hâllenmektir. Belki de dost bilmese de görmese de ardından koruyup kollayanı olmak demektir ya da geleceğini biliyordum umudunu hep diri tutmaktır.

Savaşın kesif günlerinden birinde asker, en yakın dostunun az ileride kanlar içinde yere düştüğünü görür. İnsanın başını bir saniye bile siperin üzerinde tutamayacağı ateş yağmuru altındayken asker, teğmene koşar: “Teğmenim! Fırlayıp arkadaşımı alıp gelebilir miyim?” “Delirdin mi?” der gibi bakar teğmen. “Gitmeye değer mi? Arkadaşın delik deşik olmuş. Büyük olasılıkla ölmüştür bile. Kendi hayatını da tehlikeye atma.” Asker ısrar eder. Teğmen: “Peki.” der. “Git o zaman.” Asker, o korkunç ateş yağmuru altında arkadaşına ulaşır. Onu sırtına alır, koşa koşa döner ve birlikte siperin içine yuvarlanırlar. Teğmen, kanlar içindeki askeri muayene eder. Sonra onu sipere taşıyan arkadaşına döner: “Sana hayatını tehlikeye atmana değmez, demiştim. Bak haklı çıktım. Arkadaşın zaten ölmüş.” “Değdi teğmenim.” der asker hıçkırarak. “Gene de değdi çünkü yanına ulaştığımda henüz sağ idi. Onun son sözlerini duymak dünyaya bedeldi benim için.” “Geleceğini biliyordum!” diyordu arkadaşım. “Geleceğini biliyordum!”

Kendine Geç Kalma
DOSTUN DİNİ ÜZERE OLMAK
10:23
34:23