Kendine Geç Kalma

Diyanet İşleri Başkanlığı

Yayın Bilgileri

Yayın Tarihi 2025
Kategori İslam Nedir?
ISBN

NİYET ETTİM NİYET EYLEDİM

Asıl marifet buluttaydı ama herkes yağmura şiir yazdı der Zarifoğlu. Hâlbuki adalet, marifet sahibi ile iltifatın buluşmasıdır demek ister zarif bir şekilde. Yani maharet kime ve neye aitse, taltif de ona olmalıdır. Yemek çok güzel olmuşsa, yemeği yapan mahir ellerin sahibini bulup iltifatla buluşturmak gerekir ama çoğu zaman bu böyle olmaz. Yemeği yapan tezgâh arkasındadır ve taltifi yemeği servis eden alır. Aynı bunun gibi işlerin zahirine bakıp zannı galibimizce tespitlerde bulunuruz. Görünen, görünmeyene galip gelir bizim aciz nazarımızda. İşte bu manzaranın tamamına şamil “Basîr” olan Rabbimizdir. Bâtını da bilir, zâhiri de. Görünen de görünmeyen de, aşikâr olan da gizli olan da ona ayan beyandır. Kalplerde olan niyetlerin sahibidir. “Şüphesiz Allah, göklerin ve yerin gaybını bilendir. Şüphesiz O, göğüslerin özünü (kalplerde olanı) hakkıyla bilendir.” (Fâtır, 35/38) Ayette ifade bulduğu üzere, Allah (c.c.) kalbi kendisine emanet ettiği kulunun kalbine dokunan niyeti en iyi bilendir, duyandır, görendir. Hakiki adalet sahibidir. Marifet niyette saklıdır çünkü. Amel zahirde vücut bulan, niyet bâtında amelin ruhunu taşıyandır. Kulun nazarı, kalplerin niyetlerine erişmekte aciz kalır çok zaman ama “Adil” olan Rabbimiz kendi rızası için yola revan olan kalbi tanır ve amelin asıl hak ettiği değerini verir.

Niyet ve amele dair bir hikâye anlatılır: Adamın biri yolculuğu esnasında bir su başında dinlenmek için durduğunda hayvanını bağlayacak bir şey bulamaz. Yakınlarda bulduğu bir kazığı yere çakıp hayvanını bağlar. Dinlendikten sonra, “Bu kazığı çıkarmayayım da benim gibi bir yolcu geldiğinde hayvanını bağlayıp rahat etsin.” der ve kazığa dokunmaz, çeker gider. Bir sonraki yolcu aynı yerde dinlenme molası verir. Otlar arasında göremediği bu kazığa ayağı takılıp düşer. Bunun üzerine, “Benden sonra gelen yolcunun da benim gibi düşmemesi için bu kazığı sökeyim.” der ve kazığı çıkarıp kenara bırakır. Birbiriyle çelişen bu iki davranışın sahiplerinden her biri, niyetlerinin güzelliği sayesinde aynı şekilde güzel iş yapmış sayılır.

Bazen de durum tam tersi olur. Güzel ve iyi diyebileceğimiz amel, arkasında Allah’ın rızasından başka niyetler taşır. Buna örnek bir hadise de şöyle gerçekleşir: Sahâbîlerden biri, Ümmü Kays adlı bir hanımla evlenmek ister. Fakat o günlerde Ümmü Kays Medine’ye hicret etmeyi düşünmektedir. Kendisiyle evlenmek isteyen sahâbîye, niyeti ciddi ise Medine’ye hicret etmeyi ve orada evlenmeyi teklif eder. Mekke’deki kurulu düzenini terk etmeyi henüz düşünmeyen o sahâbî, Ümmü Kays’la evlenmek arzusuyla Medine’ye hicret etmek zorunda kalır. Bu durumu bilen sahâbîler, Ümmü Kays için hicret eden o zatın, hicret sevabı kazanıp kazanmadığını tartışmaya başlarlar. Peygamber Efendimiz (s.a.s.) de bu konuyla alakalı olarak, “Yapılan işler niyetlere göre değerlenir. Herkes yaptığı işin karşılığını niyetine göre alır. Kimin niyeti Allah’a ve Resûlü’ne varmak, onlara hicret etmekse, onun hicreti Allah’a ve Resûlü’nedir (ona göre sevap alır). Kim de elde edeceği bir dünyalığa veya evleneceği bir kadına kavuşmak için yola çıkmışsa, onun hicreti de hicret ettiği şeye göre değerlenir.” buyurur (Buhârî, Îmân, 41).

Her birimiz her dem hicret ediyoruz. İbadetlerimizle, dünyalık telaşlarla, ilişkilerimizle her an hicret hâlindeyiz. Dünya ve ahirete dair her amelimiz, niyetlerimize göre ya geçiş karnemiz oluyor ya da beyhude bir çaba. Dünya fâni, ahiret baki. Fâni olanda, baki olanın güzelliğine talip olmak, fena bulmayacak hakiki bir niyete bakıyor. Belki kefede küçücük sayılabilecek bir amel, Rabbin katında pahada en değerlilerden oluveriyor ya da tam tersi hicret gibi içinde türlü zorluklar barındıran güç bir amel, fâni olana hicret ettiriyor. Peki, biz bütün bu kalplerde olup bitenlerin ne kadarından haberdarız? Kendi niyetimizdeki kör noktaları bile tam bilemezken, başka kalplerin aldığı niyetler tam anlamıyla görüş alanımızda mı? Zahirde olup bitenlerle insanlara hükümler giydirmeye muktedir miyiz? Bizi bu kadar cüretli kılan nedir? “Ey iman edenler! Zannın birçoğundan sakının. Çünkü zannın bir kısmı günahtır...” (Hucurât, 49/12) diyen Rabbimizin uyarısına uymaya niyet almak, belki de pahada ağır bir amel olup bizi baki hayatın güzelliklerine taşıyacak, kim bilir?

Kendine Geç Kalma
NİYET ETTİM NİYET EYLEDİM
10:23
34:23