Kendine Geç Kalma

Diyanet İşleri Başkanlığı

Yayın Bilgileri

Yayın Tarihi 2025
Kategori İslam Nedir?
ISBN

HAMDİMİ SÖZÜME SERTAC ETTİM

Mütemadiyen şikâyet hâlinde olanlar vardır. Bu kişilerin sızım sızım sızlayan bir ses tonuyla, karşılaştıkları her kişi ve durumun ne kadar kötü olduğuna dair bıraksanız sabahlara kadar konuşacak argümanları bulunur. Ah vah ile nakarat tutan bir güfte, acıklı bir beste gibidir konuşmaları. Bu şekva hâli hiç bitmez. Her seferinde belki başka bir telden çalar diye ümitlenerek muhabbet bağına girersiniz ama o bağda yine kaçınılmaz bir şekilde şikâyet terennümlerine maruz kalırsınız. Eltisi kötüdür, çocukları kötüdür, sağlığı kötüdür, komşuları kötüdür, hava kötüdür, işi kötüdür, eşi kötüdür... Her ne var ise âlemde kötü olan, onu bulmuştur. Hâlbuki, muhabbet bağı tadında bir hayatı vardır ama karlı dağlarda yaşadığına inandırmıştır kendini.

Buna mukabil karlı dağlarda hayat mücadelesi verenlerin ise ekserisi suskundur. Dert söyletir derler; aslında genelde dert ağlatır gözyaşları da içine akar. Sessiz bir ağıt tutar içinde. Gürültüye kurban etmez imtihanını, tevekkülün kapısını çalar usulca. Sevgili Peygamberimizin (s.a.s.) en acı anında, evladını toprağın bağrına koyduğu anda dediği gibi “Göz yaşarır, kalp mahzun olur. Fakat biz Rabbimizin razı olacağı şeylerden başkasını söylemeyiz.” (Müslim, Fedâil, 62). Tam da bu kıvamda imtihan vermek, her yüreğin harcı olamasa da bu yolda say’u gayret içinde olmak gerekir. Çünkü bu tavır bize Sevgili Peygamberimizin (s.a.s.) emanetçiliğini üstlenmemizi istediği tavırdır. Rabbi Rahim’in Sebe’ suresinde “Kullarımdan şükredenler pek azdır.” (Sebe’, 34/13) şeklindeki serzenişine muhatap olmamak adına, bu örnekliği hatırdan ırak etmemek gerekir. Hatta rivâyet olunur ki Hz. Ömer, bir adamın, “Allah’ım beni o azdan kıl.” diye dua ettiğini işitince sorar: “Bu nasıl dua?” Duayı yapan zat cevap verir: “Allah Teâlâ: ‘Kullarım içinde bana şükreden pek azdır.’ buyuruyor. Beni de bu mutlu azlardan kılmasını diliyorum.” deyince, Hz. Ömer: “Herkes Ömer’den daha bilgili der.” Bütün mesele bahtiyar olan azlar zümresine dahil olabilmek... İmam’ı Azam Ebu Hanife gibi...

İmam-ı Azam Ebû Hanîfe ilimle meşguliyetinin yanı sıra ticaretle de uğraşırdı. Ticari mal taşıyan gemileri vardı. Bir gün talebeleri ile derste iken dışarıdan bir adam bağırdı: “Yâ imam, gemin battı!” İmam-ı Azam bir anlık tereddütten sonra: “Elhamdülillah…” dedi ve derse devam ettiler. Bir müddet geçtikten sonra aynı adam tekrar geldi: “Yâ imam, bir yanlışlık oldu. Batan senin gemin değilmiş.” dedi. İmam bu yeni habere de aynı şekilde cevap verdi: “Elhamdülillah…” Bu hâle şaşıran öğrenciler, merakla sordular: “Üstadımız, geminizin battığını duyduğunuzda hamd ettiniz. Sonra batan geminin sizin olmadığını öğrenince tekrar hamd ettiniz. Bunun sebebi nedir?” İmam-ı Azam izah etti: “Gemin battı diye haber geldiğinde kalbimi yokladım. Dünya malının yok olmasından dolayı herhangi bir üzüntü yoktu. Bu hâle şükrettim. Sonra batan geminin bana ait olmadığına dair bir haber geldi. Tekrar kalbime baktım. Dünya malına kavuşmaktan dolayı bir sevinç yoktu. Bu hâle de şükrettim. Allah’a hamd olsun ki; bizim kalbimizi dünyaya bağlamadı.”

Kalp dünyayla ne uzak ne yakın mayası tutmuş ilişkiyi yakaladığında, belki de merhum Elmalılı’nın da dediği gibi hamd sözün baş tacı oluyor. Dile gelen Elhamdülillah, azlar zümresinin samimiyetiyle, Mevlâyı buluyor. Merhum’un “Ben yoktum sen var ettin, varlığından haberdar ettin.” dediği gibi, hamd asıl burada başlıyor. Kime muhatap olduğunda, olabildiğinde...

Hamdini sözüme sertac ettim,
Zikrini kalbime mi’rac ettim
Kitabını kendime minhac ettim
Ben yoktum sen var ettin
Varlığından haberdar ettin
Aşkınla gönlümü bi karar ettin
İnayetine sığındım, kapına geldim.
Hidayetine sığındım, lütfuna geldim
Kulluk edemedim, affına geldim
Şaşırtma beni, doğruyu söylet
Neş’eni duyur, hakikatı öğret
Sen duyurmazsan ben duyamam
Sen söyletmezsen ben söyleyemem
Sen sevdirmezsen ben sevemem
Sevdir bize hep sevdiklerini
Yerdir bize hep yerdiklerini
Yar et bize erdirdiklerini
Sevdin habibini, kainata sevdirdin
Sevdin de hıl-at’i risaleti giydirdin
Makam-ı İbrahim’den Makam-ı Mahmud’a erdirdin
Server-i asfiya, Muhammed Mustafa kıldın
Salat-ü selam, tahiyyat ü ikram ve her türlü ihtiram ona,
Ve onun ailesine, ahbabına, ashabına, etbaına
Yâ Rab!
Amin!

Elmalılı Muhammed Hamdi Yazır

Kendine Geç Kalma
HAMDİMİ SÖZÜME SERTAC ETTİM
10:23
34:23