Kendine Geç Kalma

Diyanet İşleri Başkanlığı

Yayın Bilgileri

Yayın Tarihi 2025
Kategori İslam Nedir?
ISBN

YE KÜRKÜM YE

Nasreddin Hoca’nın kürkünü yedirenler marifetiyle midir, el üstünde tutulmanın insana verdiği doyumsuz hazdan mıdır bilinmez makam, şöhret, varlık başka türlü baş döndürür. Kürkü sevenler, kürke ram olup kürk için selama duranlar bu işin belki de baş aktörleridir. Kürk sahibini atlı karıncaya bindirip, onun başını döndürmeden indirmemeye söz vermiş gibidirler âdeta. Kişiye değil de oturduğu eve, giydiği elbiseye, yaptığı işe, gittiği okula bakıp zihinlerinde kategorilere ayırır insanları kürk severler... Kürk ne kadar gösterişli ise, gösterilen davranışlar o kadar abartılıdır. Kürkün içindekini değil, kürkü severler. Bol keseden ikram görenler ise bu hep böyle gider, bu kervan hep böyle yürür zannına inanmak isterler. Hâlbuki gün gelip kürkçü dükkanına döndüğünde, dönüp dolaşıp sadece kendine kaldığında dünya saltanatından uzak düştüğünde, bindirildiği atlı karıncadan son sürat indirildiğinin acı şahitliğini yapar insan. Geriye kalan, kısa metrajlı bir baş dönmesi, hakiki sandığı her şeyin sahte tortuları... Kolay olmaz bu sonu yaşamak ya da başlangıcı. Bu hazin hâli yaşamamak insanın kendi elindedir aslında. Allah dileyene ilim, dilediğine rızık verir. Bol rızıkla ikramlanıp bu rızkın emanetçiliğini yüklenen insanın, dünya bahtiyarlığını yaşarken, kürk severlerden beslenip, başını döndürtmemesi de mümkündür. Asıl ikram da budur aslında. Dünya nimetine ve dünya severlere paye vermeden, nimetlerin asıl sahibinin rızasına uygun bir şuurla yol almak... Şuurla yol almak deyince, Sultan Mahmud zamanından bir esinti Ayaz’ı fısıldadı şimdi kulağıma... İnsanlar vardır, rüzgâr buharlaştırıverir onları, insanlar vardır çağlar ötesine ismi fısıldanır rüzgarla...

Sultan Mahmud’un kölesi Ayaz... Asil karakteri sebebiyle Sultan’ın en sevdiklerinden. Sultan’ın öylesine itimadını kazanmış ki, bütün sultanlığın hazinedarı tayin edilmiş ve en kıymetli mücevherler, taşlar ona emanet edilir olmuş. Bunu gören saraylılar ise durumdan pek rahatsız olmuşlar. Hasetleri ve kibirleri yüzünden, basit bir köleye böyle bir mevki verilmesini bir türlü hazmedememişler. Bu duygular içinde, özellikle Sultan yakınlardaysa ondan gün geçtikçe daha çok şikâyet etmeye başlamışlar ve asil ruhlu kölenin itibarını zedelemek için ellerinden geleni yapmışlar. Bir gün Sultan’ın huzurunda bir saraylının diğerine şöyle dediği duyulmuş: “Köle Ayaz’ın sık sık hazineye gittiğini biliyor musun? Onun mücevherlerimizi çaldığından adım gibi eminim.” Sultan kulaklarına inanamamış. “İşin aslını kendi gözlerimle görmeliyim.” demiş. Duvara küçük bir delik yaptırıp, içeride olanları seyretmeye başlamış. Kölenin sessizce içeri girdiğini, kapıyı kapattığını ve sandığa gittiğini görmüş. Orada sakladığı küçük bir bohçayı öpmüş alnına koymuş ve sonra da açmış. İçinden çıkan köleyken giydiği yırtık pırtık bir elbise! Aynanın karşısına geçmiş. Kendi kendine, “Daha önceleri bu elbiseyi giydiğin zamanlar kim olduğunu hatırlıyor musun?” diye sormuş. “Bir hiçtin sen… Hepsi hepsi satılacak bir köleydin ve Allah, Sultan’ın eliyle sana rahmetinden belki de hiç hak etmediğin nimetler lütfetti. Asla nereden geldiğini unutma! Çünkü mal mülk insanın hafızasını uçurur, unutuluşlara sürükler. Şimdi sen de nimetçe senden aşağı olanlara kibirle bakma ve daima hatırla Ayaz, hatırla!” Sandığı kapatmış, kilitlemiş ve sessizce kapıya doğru yürümüş. Hazine dairesinden çıkarken birden Sultanla yüz yüze gelmiş. Sultan gözlerini Ayaz’ın yüzüne dikmiş dururken yanaklarından aşağı yaşlar süzülüyormuş ve boğazı öyle düğümlenmiş ki, konuşmakta güçlük çekmiş. “Bugüne kadar mücevherlerimin hazinedarıydın ama şimdi… Kalbimin hazinedarısın. Bana benim de önünde bir hiç olduğum kendi Sultanımın huzurunda nasıl davranmam gerektiği dersini verdin.”

Hepimizin Ayaz’ınki gibi sandıkları olmalı. Bizi bize hatırlatacak. Arada açıp içine içine konuşup yine kendi sesimizin aksi ile mukabele gördüğümüz sandıklar. İçinden kendimizi çıkarıp kendimizi giydiğimiz sandıklar. Kendimize bakıp, kendimizi duyup, kendimize konuştuğumuz sandıklar. İnsan dışarıdan telkinler alır, bu telkinler bazen hırslarıyla bazen kıskançlıklarıyla bazen menfaatperestlikleriyle kendini tutamayanların telkinleridir. Ya göklere çıkarır kanatlar taktırır ya da aynı kanatlarla yerin tozunu aldırırlar. Bir de nefis var tabii. Tozu dumana katan. İşte bunca toz duman arasında kendini kaybetmekle, kaybetmemek arasındaki ince çizgide insan... Ayaz gibi rüzgâra kendini taşıtıp kulaklara güzel bir nağme gibi çalınmak için, bahtiyarken bedbaht olmamak için, varlıktayken darlığı görmemek için, dünyada mutluyken ahirette bu mutluluğu kat be kat artırmak için, “Sakin ol. Ben bir kral değilim. (Güneşte) kurutulmuş et yiyen bir kadının oğluyum!” (İbn Mâce, Et’ıme, 30) diyen, Sevgili Peygamberimizin duygularına tabi olmalı insan...

Kendine Geç Kalma
YE KÜRKÜM YE
10:23
34:23