Kendine Geç Kalma

Diyanet İşleri Başkanlığı

Yayın Bilgileri

Yayın Tarihi 2025
Kategori İslam Nedir?
ISBN

TANIŞIYOR MUYUZ?

İnsanlar aynı gündüzü ve geceyi yaşayıp, aynı Ay’ın ve Güneş’in altını paylaşırken bambaşka dünyaları yaşarlar. Kekin kokusu aynıdır ama her insandaki çağrışımı ve oluşturduğu duygu bambaşkadır. Kanaryanın ötüşü, kimyonun tadı, çakan şimşeğin sesi, kayaya vuran dalganın serinliği hep aynıdır ama herkes için bambaşka şeylerdir hepsi. Papatya dolu bir tarla kimi için babasından azar yediği gün demek iken, diğeri için annesinin başına taç yaptığı gündür. Şimşek çakması kimine yalnız kaldığı korkunç bir geceyi anımsatmaktan öteye geçmezken, diğeri için dedesinin sıcacık kollarında uykuya dalmanın resmidir. Rabbin farklı farklı mizaçlarda yarattığı insanın bir de yaşarken biriktirdiği tecrübelerle şekillendirdiği farklılıkları vardır. Hepimiz aslında ne kadar da farklıyızdır. Hikâyelere de konu olmuştur bu farklılıklar.

Bir Hintli, hayatlarında hiç fil görmemiş insanların yaşadığı bir köye bir fil getirir; fili karanlık bir ahıra koyar. Ertesi gün, fili köylülere gösterecektir ama meraklı birkaç kişi hayvanı hemen görmek için o kapkaranlık ahıra toplanır. Ancak ahır o kadar karanlıktır ki, fil gözle görülemez. Adamlardan hiçbiri de yanlarında mum getirmeyi akıl etmemiştir. O göz gözü görmeyecek kadar karanlık ahırda, file ellerini sürerek onu tanımaya çalışırlar. Birinin eline filin kulağı gelir, “Fil bir oluğa benzer.” der. Başka birinin eline ayağı gelir, “Fil bir direğe benzer.” der. Bir başkası da sırtını eller, “Fil bir taht gibidir.” der. Herkes neye dokundu, nasıl sandıysa fili ona göre anlatmaya başlar. Bundan dolayı fili tarifleri de hep farklı farklı olur. Hikâyedeki gibi çok zaman, hayatı ve içindekileri tarif eden hâllerimiz, zanlarımız, duygularımız, öngörülerimiz, yaşadığımız şeylere göre şekillenir. Asıl iş farklılıkların farkına varmaktır, bunu bilen için kolaylaşır zor diye kabul gören birçok şey. Erkek ve kadın birbirinden ne kadar farklıdır, bunun üstüne mizaç farkları daha da üstüne yaşarken kodladıkları duygular eklenir ama bu farklar Ay ile Güneş’in bir günü tamamlaması gibi hep birbirini tamamlayan farklılıklardır. Farklı düşünceler, farklı davranışlar aslında koca bir bütünün parçalarıdır. Tıpkı bir yapbozda bütün farklı parçaların, bir tam etmesi gibidir insanların farklılıkları. İşte bu noktada, en tanıdığını düşündüğü insanın bile farklı hâllerine şahit olmak, bu işin doğası gereğidir. “Ey insanlar! Şüphe yok ki, biz sizi bir erkek ve bir dişiden yarattık ve birbirinizi tanımanız için sizi boylara ve kabilelere ayırdık. Allah katında en değerli olanınız, O’na karşı gelmekten en çok sakınanınızdır. Şüphesiz Allah hakkıyla bilendir, hakkıyla haberdar olandır.” (Hucurât, 49/13) Ayette de geçtiği üzere farklılıklar üzere kurulmuş bir düzen vardır, binlerce hikmet üzere olan bu düzende, birbirini tanımanın bu hikmetlerden biri olduğu vurgulanmıştır. Tanımak, tanışmak, anlamak ve anlaşmak şeklinde devam eder bu düzen. İnsan tanımadığını anlamaya çalışmaz ama anlaşmak istediğini tanımalıdır. Neyi sever, neye dayanamaz, nedir korkuları, neden sinirlenir ne ile avunur ne ile gücenir... Bir söz vardır; püf noktalarını bilmeyen üf demeye mahkûmdur diye. Herkesin püf noktaları vardır. Bunlar bilinmezse, bilinmezlik girdabında uzaklara sürüklenir insanlar, birbirinden uzak düşerler. Aileler parçalanır, dostluklar biter, komşuluklar tükenir ve insanlar hiç olmadığı kadar yalnızlaşır, tam da bugün şahit olduğumuz hâl üzere. O hâlde anlamaya çalışmak gerekir, tam manasıyla tanışmak ve farklı olan düşünce, duygu ve davranışlara saygı duymak... Sevgili Peygamberimizin (s.a.s.), hane-i saadetlerindeki ilişkiler tam da bu konuyu ne güzel anlatır. Annelerimizin her biri farklı mizaç ve yaşanmışlığa sahiptir, her birinin daha belirgin denebilecek huy ve alışkanlıkları vardır. Bunu bilen latif Peygamberimiz (s.a.s.) onlarla, onların farklılıklarına uygun şekilde diyaloğa girer, kırmadan, incitmeden, yaralamadan ve yormadan yürür aile olmanın yollarında. Sahâbe ile olan diyalogları da böyledir. Etrafını tanır, gözler Allah Resûlü, adaleti kuşanarak davranır onlara. Cesur olana arka saflarda değil en önde vazife verir, cömert olanı malıyla ön safta tutar, kıskanç olanın bu kesif duygusunu besleyecek her türlü davranıştan uzak durur, alıngan olanı taltif eder, kırılgan yanına dokunmaz ve daha niceleri.

Hülasa, herkes aynı geceye tutunur ama herkesin tutunduğu karanlık farklıdır, herkes aynı gündüzle sarmalanır ama herkesin aydınlığı farklıdır. Mesele, farklılıklarımızla bir arada olmaktır. Geceyi ve gündüzü hep birlikte imar etmektir. En farklı hâllerimizle koca bir orkestra olup gök kubbeye güzel bir beste bırakmaktır. Binlerce parçası olan puzzle gibi, olmamız gerektiği gibi bir araya gelip kâinatı süsleyen görkemli bir manzara olmaktır.

Kendine Geç Kalma
TANIŞIYOR MUYUZ?
10:23
34:23