Kendine Geç Kalma

Diyanet İşleri Başkanlığı

Yayın Bilgileri

Yayın Tarihi 2025
Kategori İslam Nedir?
ISBN

ZARAFET DEYİNCE

Zarafet deyince, büyüklerimiz gelir hatırıma... Eskiler demeye dilim varmaz, hayata nahifçe dokunan incelik, letafet sahibi insanlar hiçbir şeyi eskitmez, bu kişiler de eskimez diye düşünürüm. Peygamber ahlakını kuşanmış büyüklerimiz, eskitmek bir yana bilakis inşa etmişlerdir her girdikleri yeri yöreyi. Canlı cansız her ne var ise alemde hatır gözetmişlerdir. İncitmekten imtina ederler. Sözü de özü de yormazlar. Bilirler ki yaratılanı üzmek, Yaradan’ı üzmektir. İsraf etmezler, hak bilirler, had bilirler. Tarih onların davranışlarına sirayet etmiş, hakiki Müslümanlık emarelerini anlatır bize. Ailesinde koca çınarları olanlar, bunu onların ağzından dinlemenin ya da onların hayatını gözlemlemenin bahtiyarlığını yaşar hâlâ. Koca çınarlar bir ömürlük nasihatler verirler hâl dilleriyle bize. İnsan olmanın gereği olan adabın tüm letafetini taşırlar ömürlerine. Şimdilerin aksine belki az bir bilgidir ömürlerini inşa eden ama ihlaslı amellerle taçlanmıştır hayatları. Azdan öze yol alanlardır onlar. Hâl böyle olunca bizden nesillerimize neler kalır diye düşünmeden edemiyor insan. Hız ve bolluk tutsağında yaşayan çağın insanının daha nahif, daha yavaş, daha nazik yaşamaya ve davranmaya ayrıca ihtimam göstermesi gerekiyor kanaatimce. İnsanın fıtratında var olan ahenk, yetişme gayreti içinde olanların ardında bıraktığı toz bulutunun içinde kaybolup gidiyor. Sükûnet, dinginlik bir anda koca bir toz bulutuna dönüşüyor. “Bir ara Resûlullah Efendimizle (s.a.s.) birlikte namaz kılıyorduk. Birden bir gürültü işitti ve (namazı kıldırınca gelenlere) sordu: ‘Size ne oluyor?’ Onlar da: ‘Namaza yetişmek için acele ettik.’ diye cevap verdiler. Peygamber (s.a.s.) Onlara: ‘Böyle yapmayın! Namaza geldiğiniz zaman sükûnet ve vakarla yürüyerek gelin; sürat göstermeyin. Yetiştiğinizi kılın, kaçırdığınızı tamamlayın.’ ” (Müslim, Mesâcid, 151, 155)

Zarafet, letafet, nezaket, Sevgili Peygamberimizin (s.a.s.) de tavsiye buyurduğu gibi vakar sebebi değerlerdir. Namaza geç kalınmış dahi olsa zarafet ve vakarı kaybetmeden mescide gelinmesi tavsiyesi bu konuyu tekrar tekrar düşünmeye bu vasıflara daha çok sahip çıkmaya sevk ediyor. İşe geç kalmış bir kişinin tüm apartman sakinlerini dövercesine apartman kapısını kapatması, bir annenin okula geç kalan çocuğu palas pandıras servise sürüklemesi, yetişme telaşı içindeki insanların birbirinden hoş bir selamı esirgemesi, hayatlarımızdaki çok küçük ama her gün rastlanılacak manzaralar. Büyükler, eskiden kapıyı sert kapatmaktan öte, kapıyı kapat dahi demezler, adaba muvafık olsun diye kapıyı sırla derlermiş. Olumsuz ve sert bir tabir yerine, sözü ve muhatabı yormamak adına latif bir ifadeyle dertlerini anlatırlarmış.

Evlat yetiştirirken de teenni ile hareket etmek, çocuğun latif fıtratını bozmamak adına çok önemlidir. Çocuğu hayatın hızına ve kendi hızımıza uydurmaya çalışmak, çocuğu tabiri caizse itekleyerek büyütmek de yaratılıştaki ahenk ve zarafetin kaybına sebebiyet veriyor. Hâlbuki fıtrat güzel olanı, latif olanı arzuluyor ve aslında tam da ona ayarlı. Ama maalesef insan hayatın keşmekeşi içinde bu ahenge zarar veriyor. Nuri Pakdil’in “Bir de: üzümü, yaş olsun, kuru olsun; tane tane yiyenlere, merhaba” dediği gibi, üzümün yenme şekli bile bu konuda bir mesaj veriyor ve insan zarafetle yapılan her işe gönülden merhaba diyor. Çünkü, letafet gönle ferahlık verir, kaba saba olma hâli gönle ağırlıktır. İnsan, gördüğü latif ve nazik davranışlar mukabilinde memnun olur, gönlü itminan bulur, kalbi böyle kişilere yakınlaşır. Peygamberimiz (s.a.s.) “Mümin, insanlarla hoş geçinen, cana yakın kimsedir. Başkalarıyla geçinemeyen ve kendisiyle de geçinilemeyen kişide hayır yoktur.” buyurmuştur (İbn Hanbel, II, 400). Bu cana yakın olma hâli, hoş geçinip sıcak ilişkiler kurma biçimi, Yunus Emre’nin de dediği gibi, edebi kuşanmak, zarafete bürünmek, nezaketi davranışlarımızın üzerine bir tül gibi örtmekle mümkün:

“Gezdim Halep’le Şam’ı, eyledim ilmi taleb,
Meğer ilim bir hiç imiş, illa edeb illa edeb.”

Büyüklerimizin edeb dışı gördükleri bir hâl karşısında nezaketle “Edeb Yâ Hû” dedikleri gibi… Bize düşen; Sevgili Peygamberimiz (s.a.s.) ve onun ahlakını kuşanmış büyüklerimizden devraldığımız bu güzel mirasa sahip çıkıp, yeni yetişen nesillerimize de bu aktarımı yapmak, elimizle dilimizle inşa ettiğimiz hayat yolumuzu zarafetle adımlamak.

Kendine Geç Kalma
ZARAFET DEYİNCE
10:23
34:23